.gif)
“O yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka tabaka yarattı, Rahmanın yaratmasında bir aykırılık uygunsuzluk göremezsin.
Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
Sonra gözünü iki kez daha döndür bak.
Göz aradığı bozukluğu bulmaktan umudu keserek hor ve bitkin bir halde sana döner.(1)
İlahi düzenin nasıl işlediğini gösteren ilimlerden biri de, insan tabiatı ve astroloji ilmidir. Evrensel bir sistem ve mekanizma yaratılmış, biz de o mekanizmaya tabi olarak yaşıyoruz.
Gezegenlerin hangi burçta iken ne tür özellikler oluşturduğunu bilgi ya da tecrübe yoluyla öğrenmişseniz, genel hatları itibariyle bir insanın da birçok yönlerini, onu görmeden tanıyabilirsiniz. Bu, asla gaybı bilmek olmayıp; ilahi düzen içindeki ilimlerden bir ilimdir.
Astroloji, ilahi düzenin nasıl işlediğini, insanlığın oluş düzeni ve sistemini gösteren “ilim”dir.
Burçlar olarak nitelendirilen takımyıldızlar eskiçağda Babilliler tarafından tespit edilmiş ve tasnife sokulmuştur. 12 Burç olarak tasnif edilen takım yıldızların bu durumuna ait bilgi bazı kaynaklarda o çağda yaşadığı ileri sürülen İdris Nebi’nin mucizesi olarak da belirtilmiş ve bu ilmin kaynağının adı geçen zat olduğu öne sürülmüştür. Daha sonra bu ilim Yunanlılara, Mısırlılara ve İslâm âlemine intikal etmiştir. “Burçlar” denilince akla gelen, dünya ve üzerindekileri etkileyen 12 büyük takımyıldızdan söz edilir. Bunlar sırasıyla şöyledir:
Koç, Boğa, İkizler, Yengeç, Aslan, Başak, Terazi, Akrep, Yay, Oğlak, Kova, Balık.
Eski inanışa göre yeryüzündeki olayları “burçlar” adı verilen kümelerdeki yıldızlar meydana getirirdi. Güneş sistemindeki gezegenlerde bu kümelerdeki yıldızlarla birlikte insan kaderi üzerinde rol oynardı. İnsanların bu iddiaları kuvvetlendirecek bazı deliller de elde etmesi üzerine artık “Yıldızlara tapınma” devri açılmış oldu. Bu devirlerde insanlar sanıyorlardı ki, her burç birer ilâh ve insanlar hakkındaki hükümler onlardan çıkıyor. Böylece tarihte, yıldızda oturan tanrılı inanç sistemi doğdu.
Buna karşılık, gelen çeşitli Nebiler alemde bütün varlıklar üzerinde hakim ve mutasarrıf olan tek “ALLAH” esasını insanlara idrak ettirmeye çaba sarfettiler.
"Burçlar ilmi" denilen sistemi açıklayan İbrahim Nebi ulaştığı gerçeği (Burçların tanrı olmadığı gerçeğini) nasıl dile getirdi?
Bize ulaşan bilgilere göre; İdris Nebi, görev süreci içinde, insanlara, yeryüzünde olup bitenler üzerinde gök cisimlerinin tesirlerinden bahsetmiş; yani “Burçlar ilmini” açıklamıştı... Ancak, kendisi bu açıklamayı yaparken, elbette ki bütün bu güçlerin idaresinin de Allah'ın ilim, irade ve kudretiyle meydana geldiğini bildiriyordu...
"Astroloji" yani eskilerin deyişiyle "Burçlar ilmi" denilen sistem, İdris aleyhisselam tarafından açıklandıktan sonra; derin düşünce yeteneğinden mahrum insanlar olayın kökündeki ve sistemdeki ana güçten perdelenerek; tesirlerini kesinlikle tespit ettikleri "Burçlar" ilmine sarılıp, her şeyin yaratıcısı ana kudret olarak yıldızları kabullendiler!... Bu yanlış tespit, daha sonraları, dar görüşlü insanların, bu gök cisimlerini "Tanrılık tahtına" oturtmalarına ve böylece birer tanrı kabul ettikleri gezegen ve burçlara tapınmaya kadar uzandı!...
Esasen her Nebinin getirdikleri, o toplum içindeki dar görüşlüler tarafından zaman içinde saptırılmış, sistem içindeki doğruluk noktasından kaydırılarak; lokalize (yerini belirlemek) doğruluk veya yerel doğruluk noktasına oturtulmak suretiyle deforme edilmiştir. İşte, "Burçlar ilmi"nin (astroloji) konusunu oluşturan "ALLAH”ın var ediş sistemi içindeki bu mekanizmanın yanlış kavranılması sonucu; gök cisimleri, toplumlar tarafından tanrılaştırılmaya başlanınca, bu kavramlar adına putlar yapılmaya başlanmış ve nihayet ayın, güneşin, yıldızların birer tanrı oldukları ve bunlara tapınılması görüşü o devir toplumlarına yerleştirilmiştir.
Böyle bir akış içinde iken insanlar, bu defa İbrahim Nebi gerçekçi düşünce yoluyla bu yıldızların, ayın, güneşin tanrı olduğu yolundaki iddiaların üzerinde derin düşünceye girmiş ve bunların tanrı olamayacağı gerçeğine ulaşmıştır. Bu eriştiği gerçek neticesinde de halini şöyle dile getirmiştir:
“Vechimi (yüz) o veche döndürdüm ki, yeryüzünün ve göktekilerin hepsinin fatır’ıdır!.. Hanif olarak şirk ehlinden değilim.(2)
Takım yıldızların tesirleri dahi ilahi irade içinde kudret-i ilahi ile meydana gelmektedir! Astroloji yıldız falı mıdır, yoksa bir gerçek ilim mi?...
İnsanlığın oluş düzeni ve sistemi, astroloji ilminde mevcuttur. Nitekim Muhyiddin Arâbî de bu yüzden burçların tesirleri hakkında: “Dünyada ve cennetlerde (Firdevs Cennetleri, Me'va Cennetleri...) oluşan her şey burçların tesirleriyle meydana gelir.” ifadesiyle konuya işaret etmiştir.
Bu tesirleri farkedip, ancak genel nizamı ilâhî içindeki yerini değerlendiremeyen insanlar geçmişte ancak Ay’a, Güneş’e ve diğer yıldızlara tapınma durumuna girdikleri için, daha sonraki devrelerde bu konu kapatılmaya gidilmiştir. Oysa ilahi düzen içinde yağmurun, rüzgarın, yenen yemeğin yeri ne ise, bu takımyıldızları ve onların ışınımlarının yeri de odur!. Her biri ne görev için var edilmiş ise, o, görevi yerine getirmektedirler. Onların bu tesirleri dahi ilâhî irade içinde kudreti ilâhî ile meydana gelmektedir.
Burada anlaşılması gereken en önemli olay şudur:
Nasıl, yediğimiz yemek, içtiğimiz su, belli bir enerjiyi oluşturup bedenimize yararlı oluyor diye bunlara tapınmak gerekmiyorsa ve tapınılmıyor ise; aynı şekilde beyinlerimizin çalışma düzeni üzerinde ilâhî takdir ve tedbir gereği olarak tesirli olan bu burçlara ve planetlere de asla tapınılmaz ve onlar ilâh düzeyinde mütalâa edilemez.
Halbuki bu gerçeğe rağmen dünya üzerinde bugün güneşin oğluna tapıp, bayrak edinenler mevcuttur. ‘’Allah’ım beni doyuran sensin!’’ dediğin zaman, yediğin gıdalar çeşitli organların tarafından değerlendirilerek enerjiye çevrilmesi olayı nasıl ana manayı değiştirmiyor ve ortadan kaldırmıyor ise; burada da olay aynıdır.
Bedene nispetle yenen yemeğin, içilen suyun, teneffüs edilen havanın yeri ne ise, yıldızlardan beyne ulaşan ışınımın yeri dahi odur.
Varlıkta mutlak hüküm süren ve tasarruf eden, Allah Azze ve Celledir.
Dilemiş ve her şeyi bir vesile ile meydana getirmiştir. Bütün yıldızlar da O’nun emrindedirler. Evrendeki tüm varlıklar, var edenin sayısız özelliklerinin aşikâre çıkmasına vesile olmak gayesiyle ve sanki o özelliklerin yoğunlaşması suretiyle oluşmuştur. Bir diğer ifade ile tüm takım yıldızlar, yıldız birikimleri olan galaksiler hep var eden mutlak varlığın sayısız isimlerinin ve vasıflarının yoğunlaşmış halleridir gerçekte.
Ve bunların yaydıkları sayısız kozmik ışınım dahi kendilerini oluşturan manaların tüm varlığa yayılmasından başka bir şey değildir. İnsana bakıp, “Bu, etten-kemikten ibaret basit bir hayvandır! Ruhu yoktur!!! Ebedi bir hayatı yoktur! Değişime girer ve tükenir!” demek ne kadar ilkel ve dar görüşlü bir anlayış ise; galaksilere, takımyıldızlara, burçlara, güneş sistemindeki planetlere bakıp da, onlar için “bunlar basit yıldızlardır doğar, ölürler. Canlılıkları yoktur, cansızdırlar! Laf olsun diye oluşmuş ve oluşmaktadırlar! Ne etki alırlar ne de etki verirler.” demek de o kadar ilkellik ve dar görüşlülüktür.
“Hiç bir şey hariç olmamak üzere, her şey Allah’ı tesbih ve hamd etmektedir. Ancak siz onların tesbihini anlayamazsınız.”(3)
Ayeti dahi onların canlılığına ve bir görev ifa etmekte olduğuna işaret etmektedir. Böylece olayı izah şartlarından mahrum olan eski kemal ehli de, bu yıldızlarda yaşayan meleklerden söz etmişlerdir ki esasen aynı şeydir. Bir kısmı da yıldızların ruhunu ifadeye çalışmıştır ki; bu da aynı şeydir.
“Geceyi ve gündüzü, güneşi ve ayı, sizlere teshir buyurdu. Bütün yıldızlar da O’nun emrindedirler! Elbette bunda aklı olan kavim için, ibretler vardır.”(4)
Allah, yeryüzünde “Halife” olarak insanı meydana getirmek istedi. Onda, kendi özelliklerini izhar etmeyi diledi. Ve onu meydana getirecek muhteşem kozmik fabrikayı, yani kainatı yarattı. Sonra onun içinde, kudretiyle insanı yarattı ve nihayet onu kendine ayna kıldı, ta ki sayısız özellikleri onlarda her birinde ayrı ayrı yansısın.
“Allahû Teâlâ yarattıklarını karanlık içerisinde yarattı ve sonra onlara nurundan saçtı. O nurdan kime isabet ederse hidayet bulur. Ve her kime isabet etmezse dalâlette kalır.”[1][5]
“Ve yıldızla onlar hidayet bulurlar.”(6)
Bu anlayışla eğer araştırırsak, bu hususa işaret eden daha nice ayet buluruz. Evet, “Yıldızla hidayet bulurlar.”
Allahü Tealanın kaderi “her an“ nasıl uygulamada?
Hemen burada şu manaya gelen hadis-i şerifi hatırlatalım: Enes radıyallahu anh naklediyor: Rasûlullah salla’llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
“Cenab-ı Hakk bir kazasını yerine getireceği zaman o kulun aklını başından alır, o kul bu halde o işi işler; sonra o kulun aklını iade eder de bu defa o kul pişman olup, ben bu işi nasıl yaptım der.“(7)
Beyinlerimiz her an burçlardan gelen sayısız kozmik ışınların bombardımanı altında. Bu ışınım, beyinlerimizin ilk açılışı kadarki kapasitesiyle her an alınıp değerlendirilmede. Bu gelen ışınım, sürekli olarak değişen açılar ve değişen güçlerle beynimizde çeşitli planetlerin etkisiyle açılmış devreleri etkiliyorlar.
Meselâ ilk açılımdaki Mars devresi, bir zaman Jüpiter’in yansıttığı ışınımı alırken, bir süre sonra Satürn’ün yansıttığı, bir süre sonra Güneş’in yansıttığı ışınımı alıyor. Ya da ilk açılım ile ay; sürekli üzerinden geçen çeşitli planetlerin yansıttıkları tesirleri almada; ve gene süratli devriyle çeşitli ilk açılım devrelerini etkilemede. Böylece bizler sürekli olarak hâlden hâle girmekteyiz.
Bazı kişilerin ilk programlanışları çok sert olur ve bunlar beyin yapıları itibariyle çok hassas olarak aramızda yaşarlar. En ufak bir etki alımında hemen duygulanırlar, daima meseleleri olduğundan çok büyük olarak görüp değişik hallere girerler. Bazıları da son derece ağırkanlı, zor değişen tiplerdir. Yine bazıları dışa dönük, atak, girişken; bazıları da içe dönük, pasif, ilk hareketi hep karşılarından bekleyen tiplerdir.
Bazılarının iç dünyalarında çok büyük hareketler olup bunları bir türlü dışa vuramazlar; bazıları da aksine, çok konuşkan hareketli, etkileyici tiplerdir; ama, iç dünyaları dışı yeterli oranda besleyebilecek kapasiteye sahip değildir. Çoğunlukla bundan dolayı iç dünyalarında pişmanlıklar duyarlar.
Kısacası insanların bütün huyları, karakterleri, mizaçları tamamıyla beyinlerinin ilk açılımında aldıkları açılımlar, programlanma istikametinde oluşur. Ve bu ilk tesirlerde ne kapasitede bir açılım ve yönlenmeye nail olmuşlarsa, artık yaşamlarında da o istikamette bir çalışma içine girerler. Ama bu gene de nasıl başladılarsa öyle bitecektir, demek değildir. Zira, ilk açılımdan sonra, bir vesile ile o kişi şayet zikre başlar ise, bu defa beyninde yeni açılımlar oluşacağı için, huylarında, davranışlarında bazı değişiklikler olmaya başlar. Ancak bu değişiklikler, daha ziyade kişinin “istidad” yönüyle alakalı olan, doğum günleri ile ilgili olarak aldığı tesirlerde daha çabuk görülür. Kişinin “kabiliyet”iyle alakalı, doğum saatiyle ilgili devrelerde ise, değişim çok daha yavaş olarak meydana gelir. Daha önceden de belirtmiş olduğumuz gibi, 120. günde alınan tesirlerle ilgili hususlarda ise, yani kişideki “ayan-ı sabite” de ise asla değişiklik olmamaktadır.
Astroloji insanın yapısını tanıması için önemlidir.
Astrolojinin din içindeki yeri, “KADER” konusuyla yakın alâkası dolayısı ile bu hususlara oldukça önemli yer verdik. Astroloji, insanın yapısını tanıması için günümüzde oldukça önemlidir. Geleceğe dönük hükümler çıkartmak, falcılıkta bulunmak yönüyle ise batıl. Zira bu hususta öylesine çok geniş kompozisyonlar söz konusudur ki, bilgisayarlarla bile işin içinden çıkmak mümkün değildir. Gazali Hazretlerinin “İhya-u Ulumi'd Din” adlı eserinde, Ashabın âlimlerinden olarak bilinen İbni Abbas (r.a.)’ın şöyle dediği yazılıdır:
“O Allah ki yedi sema yaratmış, arzdan da onların bir mislini; aralarından emir inip duruyor!”[1][8]
Ayet-i Celilesinin tefsirini yapacak olsam, beni taşa tutardınız. Bir başka nakilde de: “Beni tekfir (kafir) ederdiniz!..” Yine aynı yerde Resulü Ekrem'in çok yakınındakilerden biri olan Ebû Hureyre (r.a.) şöyle dediği kayıtlıdır: “Rasulullah efendimizden iki kab ilim aldım, birini dağıttım. Eğer diğerinin ağzını açsam, bu kelleyi uçururdunuz!..”
Ashabtan önde gelen ve âlim sayılan bu zatların anlayışsızlar tarafından “tekfir” edilmesine ya da boğazının kesilmesine kadar yol açacak “Sırlar” acaba nelerdir? Şunu kesinlikle bilelim ki: Din bugün çoğunluğun sandığı gibi yüzeysel emirler-yasaklar bütünü değildir! Din’de öyle “Sırlar” vardır ki, bunlara muttali[1][9] olan bir kişinin bütün hayatı değerlendiriş şekli mutlaka değişir.
Ve bunlar ancak yüksek tefekkür gücüne sahip olarak yaratılmış beyinlere has ilimlerdir! Öyle ise, bizler de artık beyinlerimizi çalıştırıp, beş duyuyla kayıtlı mahluklar olarak yaşama seviyesinden; Allahü Teala'nın kendisine “Halife” olarak meydana getirdiği, “en şerefli” olma mertebesine ulaşalım. Atlas feleği Muhyiddin-i Arabi şöyle devam ediyor:
“Hak Teala burçlarında olan hazinelerden ve etkili bilgilerden bir şey almak için 12 melâikenin elinde bulunan bu yıldızlardan her bir yıldızı Atlas feleği içinde yerleştirmiştir.”
Yani güneş sistemimiz dışındaki galaksi içinde!
Hak Teala kendi nefsi ve hüviyeti yönünden bilinmez; bu bilinmezlik ve görünmezlik keyfiyetine de “İlim” denmiştir. Hak Teala’nın evvelki şekli, buluta benzer bir duman şeklinde olmasıdır. Burada alem, “Batın” hükmüyle mevcuttu. Batıni hükümden ise âlemin zuhuru imkansızdır. İşte bu ilk duman da Rahman’ın “Zahir” adı olmuştur.
Bu durumda kendi nefsini görerek ilmi ve özel bir tecelli ile ruhi şekillerden birini seçmiştir. Bundan sonra Zatıyla nefsine bakınca nefsini sayısız sıfatlarla muttasıf olarak buldu. İşte bu buluşu meydana getiren ilk bakış “İlim”’di. İlimde mevcut olan bu sıfatlara da “makulat” (takımlar) dendi. Aynı zamanda “Aklı Evvel” adını bu bakışı yapması hasebi ile aldı. Bu akıl, alemlerin duman ve bulut içinde gizli olan sıfatlar olduğunu, bunun da kendi nefsi olduğunu seyreyledi. Ve bu sanki gölge olan aklın zatından uzanan varlık, o tecellinin nurundan oluştu. Buna da “Levhi Mahfuz” veya “Zati Tabiat” denildi. Bununla beraber bu boyutta bunun tümüne Hayat, İlim, İrade, Kelam denildi.
Rükünler (temel direk) boyutunda Ateş, Toprak, Hava, Su; cisimler aleminde sıcaklık, rutubet, soğukluk, kuruluk; Canlılar düzeyinde de kan, safra, sevda, balgam denilir. Bundan sonra “Aklı Evvel”, çehresini o dumana çevirerek, kendisinden neler kaldığını görmek istedi. Fakat bu sıfatların varlığının dışında hiçbir şey göremedi. İşte bütün âlemin suret ve şekilleri bu zulmet ve gizlilik içinde bulunmaktadır. Hak Teâlâ’nın ARŞ’I da bu zulmet içindedir. Arşın etrafında da kürsü, felekler, cennetler, semalar, rükünler ve doğurucular vardır. Bu varlığın babası akıldır, anası nefs. “Şunu da bil ki, Hak Teâlâ daha evvelce anlattığımız kürsü içinde şeffaf dairevî bir cisim yaratmıştır. Bunu da 12 eşit parçaya ayırmış ve bu parçalara BURÇLAR adını vermiştir.”
Bu burçlar Ateş, Toprak, Hava, Su gibi unsurlardan olup, tıpkı dünya ehlinin unsurlarına benzer. Hak Teala her bir burçta cennet ehlinden bir melaikeyi orada iskân ettirir. İşte bu burçlardan cennetlerde tekevvün[1][10] edecek şeyler tekevvün eder. Değişiklikler ve karışıklıkların tümü bu burçların değişmesiyle ve kurulan düzenin bozulmasıyla olur.
Gerçek olarak alemimizin öncülüğünü bu 12 burçta bulunan 12 melaike yapmaktadır. Böylelikle bu 12 burç, alemlerimizin gerçek olarak imamlığını yapmaktadır. Arşın esası 4 kaide üzerine oturtulduğundan, bu burçlar 12 olmasına rağmen, 4 mertebe üzerine bulunurlar.
Konaklar üçtür. Dünya, Berzah (dünya ahiret arası), Ahiret. Bu konaklardan her bir konağın dört menzili vardır. Bu konaklarda bunların hükmü geçer. Üç konağı dört menzile çarparsak 12 eder bu da 12 burca delalet eder. Şu anda bize cennet gibi gelen dünyamız, ahiret günü itibariyle ateşe döneceği için Berzah da bu dört menzilin hükmü altındadır. Cennet de bu dördün etkisindedir.
Ay’ın, İnsanlar Üzerinde Etkisi
İbrahim Hakkı Erzurumi, Ay’ın tesirleri hakkında özetle şunları söylemekte:
- Arabi ayların ilk yarısında hastalanan kolay kurtulurken, ikinci yarıda hastalananlar güç sıhhat bulurlar.
- Ayın ilk yarısında canlıların beyin dokuları ziyade olup, ikinci yarısında azalma olur.
- Mehtapta insan Ay’a karşı uyusa veya çok otursa, bedenine gevşeklik ve tembellik gelip, baş ağrısı ve nezle olabilir. Mehtapta hayvan eti kalsa az zamanda tadı ve kokusu değişir.
- Ayın ilk yarısında, balıklar su yüzüne yakın olup yağlı ve güçlü iken, ikinci yarıda dibe kaçıp güçleri ve yağları azalır.
- İlk yarıda haşerat yeryüzünde daha çoğalır ve yırtıcılar canlıları yemeye daha heveskâr olur. İkinci yarıda bunun tersi olur.
- Ayın ilk yarısında dikilen ağaçlar çabuk büyür ve çok gelişir; ikinci yarıda ise dikilen ağaçlar zayıf olur veya kurur.
Koç burcunda doğduğunda her işe başlamayı güzel say;
Boğada olduğunda evlen, ticaret yap, bina yap
İkizlerde doğduğunda gayrı menkul al, ilim oku;
Yengeçte iken haberleşmeye değer ver, müshil kullan, seyahate çık;
Aslanda iken ihtiyaçlarını, giderecek kişiye arzet, ziraat, tamir ve hacamat yap;
Başakta iken yeni giy, dostlarla sohbet et ve ibâdete ağırlık ver;
Terazide iken alış-veriş yap, sohbet eyle, Kur’ân dinle, devalı nesneleri iç;
Akrepte iken, temizlen, arın, yalnızlığa çekil, sükût edip iç alemine dön;
Yay burcunda iken kan aldır, hamam ve tıraşı iyi say;
Oğlak burcunda iken kuyu kaz, toprakla uğraş, alış-verişi iyi say;
Kova burcuna geldiğinde vasıtalı olarak seyahate çık güzel yerleri gez;
Balık burcunda iken de deniz seyahati iyidir, ortaklık ticareti iyi olur.”
Marifetname’de, gezegenlerin tesirinin hakikati bahsinde beşinci nevi de özetle şöyle demektedir İbrahim Hakkı Hazretleri:
“Yıldızlar, meleklerin elinde mecbur ve muztardır[1][11]. Melekler de Hak Teâlâ’nın emrinde boyun eğerler, itâat ederler. Hepsi onun iradesi ile ve kudreti ile harekette ve hareketsizliktedir.
Güneş sıcak ve kurudur. Ay soğuk ve rutubetlidir. Yıldızlar bu keyfiyetleri ile âlemde mutasarrıftır[1][12]. Müneccim/astrolog bu sözleri ile doğruyu söylemektedir. Ancak bütün işleri, yıldızlara bağlaması doğru değildir. Yıldızlar ancak Hak Teâlâ’nın izni ile bu tasarruflara yetmişlerdir. Yıldızlar ve tabiatların tesir ve tasarruf da rolleri vardır. On iki burçta on iki melek vardır... Yedi gezegen, gece gündüz o burçların kapılarında dolaşıp hizmet ederler!”
Takımyıldızların yaydığı kozmik ışınlar birbirlerini ve bu arada dünyamızı da etkilemektedir.
Her biri canlı ve bilinçli bir yapı olan, çeşitli "ALLAH" isimlerinin manalarını havi[1][13]. "BURÇLAR"ın, yani günümüz deyimiyle “takımyıldızların” yaymış oldukları bir kısım kozmik ışınlar, sürekli olarak birbirlerini ve bu arada dünyamızı da etkilemektedir!
Burçların beyin üzerindeki etkileri:
Beyne gelen tesirler, beyne gelen tahrik unsurlarıdır... Gelen meleki tesirler belli konulara dönük tahrik unsurudur. Yıldızlardan gelen tesirler de böyle, yalın tesirlerdir... Bir belirli fikir getirmiyor; fakat, geldiği konumu itibariyle beynimizdeki hangi açılımlara hitap ediyor, etkiliyorsa ve bizde nasıl bir tabanı varsa, ona göre bizden bir davranış ortaya çıkıyor.
Astrolojik tesirler, insanları nasıl etkiler?
Şimdi biraz da insanların astrolojik etkilerle nasıl etkilendiği üzerinde duralım.
1-Birinci etki alım şekli: Doğum anınızda güneş sistemindeki planetler nerelerde ise, onların üzerinde diğer planetler 30-60-90-120-150-180 derecelik açı yapar bir biçimde geçerken, mutlaka geçtikleri evin ihtiva ettiği konumda bir hareket oluşur.
2-İkinci etki alım şekli: Bu planetler şayet sizin haritanızdaki bir planet ile birbirleri arasında belirttiğim açıları oluşturacak bir biçimde geçerse bu defa gene benzeri türden, fakat daha sert etkileşimler meydana getirir. Mesela haritanızdaki Venüs ya da Mars’ınızın üzerinden, bir Güneşin bir Satürn veya Uranüs ile 90 ya da 120 derecelik açı yaparak geçmesi gibi.
3-Üçüncü türden bir etki de, Ay dolayısıyla oluşan bir etkidir. Ay, duygularımız ile son derece yakın ilişki içinde olan bir planettir. Özellikle bizim “yükselen” burcumuzdan ve yükselen burcumuzun mensup olduğu grubun diğer burçlarından geçerken, bizi son derece etkiler ve çoğu zaman tasvip etmeyeceğimiz aşırı duygusal, fevrî davranışlar içine bizi sokar. Şayet o anda aklımızla içimizde kabaran duygularımızı bastıramazsak, sonradan pişmanlık duyacağımız bir fiili ortaya koymamız ya da sözü sarf etmemiz mukadder olur.
“Dünyada kim kimle beraber ise ölüm ötesinde de onu arar ve onunla beraber olmak ister” sırrı kısmen bu esasa dayanır. Demek oluyor ki insanların arasındaki münasebetler ve sempati – antipati konusu dahi beyinler arası benzer açılımlar dolayısıyla ortaya çıkmaktadır.
Şimdi bakın, bir kişiyi seviyorsunuz, arıyorsunuz... Mutlaka burçlarınız arasında benzerliği tespit edeceksiniz. Ki bu, daha ziyade dış burçların benzer yakın karakterli olmasındandır.
Şimdi belirgin olarak ortaya şu husus çıkmış oldu;
İnsanların gerek kendi yapıları ve gerekse birbirleriyle olan ilişkileri hep beyinlerinin burçlar ve tabiatları tarafından programlanma biçimine bağlıdır. Ama genetik özellikleri (Gen haritası) yetişmelerindeki şartlanmalarının farklılığı ve daha önemlisi her birinin oluşumu anındaki değişik radyasyona tabi tutulmalarını dikkate alırsak, birinin diğeriyle eş olmadığını da ileri sürebiliriz.
[1][1] Mülk Sûresi 3-4. Ayet.
[1][2]En’ am Suresi 79. ayet.
[1][3] İsrâ Suresi 44. Ayet.
[1][4]Nahl Suresi 12. Ayet.
[1][5]Hadis-Tırmizî.
[1][6]Nahl suresi 16. Ayet.
[1][7]Deylemi.
[1][8]Talak 12. Ayet.
[1][9]Muttali: Haberli. Bilgisi olan. Bir yüksek yerden bakarak görüp anlayan. Vâkıf.
[1][10] Tekevvün: Vücuda gelmek. Meydana geliş. Şekillenmek. Var olmak.
[1][11] Muztar: Zorlanmış.
[1][12] Mutasarrıf: Bir işi kendi isteğine göre idâre eden. Bir malın sahibi.
[1][13]Havi: İçine alan, ihtiva eden, kaplayan.

