
Tıp bilimi, tarihsel süreçlerden günümüze sayısız deney ve araştırmalardan geçerek gelmiştir. Bu süreci derinlemesine araştıran İbn-i Sina, organlarımızın bir yasası olduğu fikrine varmış ve bu yasaya da “Organlarımızın sahip olduğu özellikler” adını vermiştir.
Tıp biliminin, filozof olarak da kabul ettiği İbn-i Sina; insanda bulunan organ özelliklerini “sıcak veya soğuk” olmak üzere ikiye, bunları da kendi aralarında sıcak kuru, sıcak nemli, soğuk kuru, soğuk nemli olmak üzere dörde ayırmıştır.
İbn-i Sina, her bir organın kendi özelliğine göre işlev gördüğünü, bu soğuk veya sıcak yapılarındaki organların değişik hastalıklara meyilli olduklarını ve hastalıkların tedavisinde ise ilaçlarında soğuk, sıcak, nemli ve kuru özellikleri göz önünde bulundurularak organ yapılarına göre tedavi metotlarının izlenmesi gerektiğini tespit etmiş ve detaylı bir şekilde organ yapısının sıcak veya soğuk terimlerini “El-kanun fit-tıb” kitabında şöyle ifade etmiştir.
“Allah insanın her bir organına en uygun ve onun doğasıyla, işlevi ve şartlarıyla en uygun özelliklerinden birini vermiştir. Biz, insanın organ yapılarının çeşitli fonksiyonlarına ve vücudun reaksiyonlarına en uygun özelliklerle donatıldığını kabul edebiliriz. İnsan vücudunda, sıcak özellikte olan organlardan, karaciğer, kan, böbrekler, atar ve toplardamarlardır. Soğuk özellikte olanlar ise; balgam, saçlar, kemikler, kıkırdak, bağırsaklar, ilikler, beyin, içyağı ve akciğerlerdir. Eğer etkilenmiş organın özelliği biliniyorsa, hekim için anormalliğin nereye kadar ilerlediğini ve onun tedavisi için uygun dozu tayin etmek kolay olur. Böylece, etkilenmiş organ sıcak özellikte ise serinletici, soğuk özellikte ise ısıtıcı ilaçlarla tedavi daha çabuk sonuç verecektir.”
Bu gerçeklerden esinlenerek (hastalığın teşhis ve tedavisinin bu organ yapılarının soğuk veya sıcak yapıya sahip olması yüz yıllar öncesi kanıtlanmasına rağmen) teknolojik açıdan gelişen bilimsel tıp yanlış uygulama içerisinde mi? Sorusunu aklıma getiriyor. Bugünkü tıp alanındaki gelişen teknoloji bu bilginlerin elinde olsaydı hiçbir hastalık sonuçsuz kalmazdı diye düşünüyorum. Organ özelliklerinin soğuk veya sıcak yapıları bilinmeden yapılan teşhis ve tedavi İbn-i Sina, Hipokrat gibi bilginlerin görüşlerine ters düşmektedir.
Yaptığım araştırmalar içinde karaciğer hastalığına yönelik 30 çeşitten fazla ilacın olduğunu ve bu ilaçların bazı karaciğer hastalarına iyi geldiğinde bünyesi sağlam, iyi gelmediğin de ise bünyesi zayıf demelerinin arkasında bu ilaçların soğuk veya sıcak yapıya sahip olan özellikler yatıyor düşüncesindeyim.
“2009 yılında ABD’de "Clinical Investigation" adlı derginin son sayısında yayınlanan araştırmaya göre, Yale üniversitesinden uzmanlar, aspirinin, karaciğere ciddi zarar vermesini önleyebildiğini tespit etti. Araştırmaya göre, karaciğerde tahribata yol açabilen mekanizma, aspirin tarafından engelleniyor. (karaciğer’in yapısı sıcak, aspirin ham maddesi olan söğüt ağacı soğuk) Ayrıca aspirinin kalp-damar rahatsızlıklarına karşı önleyici özellik taşıdığı doktorlarca kabul ediliyor.”
Şimdi birazda aspirin’nin ham maddesi hakkında bilgi edinelim. Aspirinin ortaya çıkması, kimyager Felix Hoffmann 1897’de saf asetilsalisilik asit üretmesiyle mümkün olmuştur. Ağrı kesici ve ateş düşürücü olarak kullanılan aspirinin etken maddesi ise dünyanın her yerinde yetişen “söğüt” ağacıdır. Bu ağaçtan elde edilen aspirinin yapısının soğuk olmasından dolayı sıcak yapıdaki organlara (karaciğer, kalp, damarlar) fayda sağlamakta, soğuk yapıdaki organlara ise (akciğerler, sinirler, saçlar, kemikler) zarar vermektedir.
Soğuk yapılı (serinletici) söğütten elde edilen aspirinin yine aynı soğuk yapıya sahip olan akciğer hastalarına özellikle astıma zararlı olduğunu biliyor fakat bu zararın en büyük nedenlerinden biri olan her ikisinin de soğuk yapıda olmasına bağlıyorum.
Nedeni ise organ yapılarına uygun gelen ilacın bilinmemesi ve doğru metot uygulanmamasıdır. Ben şahsen teknolojik olarak gelişen bilimsel tıbba karşı değilim, sadece bilginlerin gösterdiği yöntemlerin uygulanmadığını söylüyorum.
Araştırmalar genel anlamda yüzyıllar öncesi uygulanan yöntemlerin günümüzde de başarılı olacağı yönündedir. Böyle bir anlayış sizce ilkel değil mi diye sorabilirsiniz? “Bilgi ve bilginler asla eskimez.” Ünlü matematikçi ve düşünür Pisagor, MÖ 500'lü yıllarda Dünyanın yuvarlak olduğunu bilmiş ve kurduğu ünlü Pisagor okulunda bunu öğrencilerine öğretmiştir. Bugün dünyanın yuvarlak olduğunu reddedebilir miyiz? Hayır, çünkü hala güncelliğini ve doğruluğunu kanıtlamaktadır.
Bu nedenle “Kimi zaman kesin ölür diye rapor verilen insanlar, bu yöntemlerle farkında olmadan hasta organına uygun gelen ilaçlarla şifa bulmaktadırlar.”
Günümüz dünyasında hala “organ yapısına göre ilaç verilmesi” ilkesi ışığında tedavi görüp şifa bulan insanların olduğu, özellikle Uzak Doğu halkı ve Tibetliler bize göre ilkel sayılan yöntemlerle teşhis ve tedavi şeklini devam ettirmektedir. Bu gerçekten yola çıkarak elbette kafalarda soru işaretleri bırakmaktadır.
Geçmişten günümüze ışık tutan bilginlerimizin insana ve insanlığa verdiği değer tartışılmaz gerçektir. İçinde yaşadığımız şu gün ne yazık ki bu değerler insanlık adına değil de rant uğruna yapılmakta şeklinde bir kuşku uyandırmaktadır. Belki de çok hassas bir konuya değiniyorum. Bilgelerin belirlediği yöntemlerin neredeyse rafa kaldırıldığını ve bunu rant sağlamak için mi yapıldığını merak ediyorum. İnsanın aklına böyle şeylerin gelmesi doğaldır.
Yüzyıllar öncesinden ortaya atılan tezler hala güncelliğini koruyor ve başarı sağlanıyorsa buna rağmen söz konusu yöntemler uygulanmıyorsa elbette farklı düşünceler doğacaktır. Bilginlerin ortaya attığı tezlerin uygulanmamasından dolayı boşluklar olduğu izlenimi sezmemiz de doğal karşılanacaktır. İlim ve Bilim adına olumsuz düşünmek istememekle birlikte filozofların ve bilginlerin titizlikle sürdürdükleri araştırmalar üniversitelerimizde neden bir kürsü haline gelmemiştir? Doğrusu merak konusu…
Bu arada bir kez daha dikkat çekmek gerekir ki, İbn-i Sina’dan sonra gelen ünlü bilginlerden, Davut Antaki, İmam Suyuti, Osmanlı dönemindeki önemli hekimlerden Hayatizade Mustafa Efendi, eski Yunan ve Hint tıbbının birçok bilgini, önce teşhis amaçlı hasta organın yapısını (sıcak veya soğuk) belirledikten sonra bu organa uygun bitkileri de kullanarak başarılı tedavi metodları uygulamışlardır.
Organ ve bitki tabiatlarının “sıcak – soğuk – nemli - kuru” şeması:
|
ORGANIN ADI
|
ORGANIN TABİATI
|
UYGUN BİTKİNİN
TABİATI
|
|
|
|
|
|
|
KARACİĞER
|
Sıcak
|
Nemli
|
Soğuk
|
Kuru
|
|
|
KAN
|
Sıcak
|
Nemli
|
Soğuk
|
Kuru
|
|
|
BÖBREK
|
Sıcak
|
Nemli
|
Soğuk
|
Kuru
|
|
|
KASLAR
|
Sıcak
|
Nemli
|
Soğuk
|
Kuru
|
|
|
KALP
|
Sıcak
|
Nemli
|
Soğuk
|
Kuru
|
|
|
SAFRA
|
Sıcak
|
Kuru
|
Soğuk
|
Nemli
|
|
|
DAMAR
|
Sıcak
|
Kuru
|
Soğuk
|
Nemli
|
|
|
SİNİRLER
|
Sıcak
|
Kuru
|
Sıcak
|
Nemli
|
|
|
AKCİĞER
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
MİDE
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
BEYİN
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
GÖZ
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
BAĞIRSAK
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
YAĞLAR
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
İLİKLER
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
DERİ
|
Soğuk
|
Nemli
|
Sıcak
|
Kuru
|
|
|
KEMİKLER
|
Soğuk
|
Kuru
|
Sıcak
|
Nemli
|
|
|
SAÇ VE KILLAR
|
Soğuk
|
Kuru
|
Sıcak
|
Nemli
|
|
|
PERDE VE ZARLAR
|
Soğuk
|
Kuru
|
Sıcak
|
Nemli
|
|
|
DALAK
|
Soğuk
|
Kuru
|
Sıcak
|
Nemli
|
Şimdi de organları ve tabiatlarına uygun gıdaları ve bitkileri birlikte inceleyelim.
1. Tabiatı sıcak ve nemli organlar, karaciğer, kalp, kan, böbrek ve kaslardır. Bu tabiata uygun gelebilecek “soğuk ve kuru” gıdalardan armut, atkuyruğu, ayrıkotu, ayva, bakla, bögürtlen, çınar, darı, demirhindi, erik, eşek marulu, gül, helile, kafur, kantaron, keçi boynuzu, kılıç otu, kuzu kulağı, mazı, nar çiçeği, sumak, kına şahtere otu vb…
2. Tabiatı sıcak ve kuru organlar, safra, sinirler, atar ve toplardamarlardır. Bu tabiata uygun gelebilecek “soğuk ve nemli” gıdalardan, civanperçemi, hatmi, helile meyvası, hıyar, ıspanak, kavun, kaysı, marul, menekşe, nilüfer, semizotu, şeftali, temirhindi, zeytin vb…
3. Tabiatı soğuk ve nemli organlar, akciğer, mide, beyin, göz, bağırsak, yağlar, ilik ve deridir. Bu tabiata uygun gelebilecek “sıcak ve kuru” gıdalardan, acı bakla, anason, bıldırcın otu, cavşir otu, cin saçı, çemen, çıban otu, çördük otu, dağ reyhanı, defne, demirdikeni, deve dikeni, eşek turpu, günlük, hardal, hindistan cevizi, hint hıyarı, ısırgan otu, karanfil, kimyon vb…
4. Tabiatı soğuk ve kuru organlar, dalak, kemikler, saç ve kıllar, perde ve zarlardır. Bu tabiata uygun gelebilecek “sıcak ve nemli” gıdalardan ise, beyaz dut, incir, keten tohumu, tatlı elma, ardıç yemişi, ebeğümeci, havuç, kalkan otu, kuzğun ayağı, soğan, turp, ceviz vb…