.gif)
SIHHAT U MARAZ'DA AHLÂT-I ERBAANIN İŞLENİŞİ
Özet
Fuzûlî’nin tıp bilgilerini sergilediği Sıhhat u Maraz adlı risalesinde belirleyici unsur ahlât-ı erbaadır. Bu eser, hıltların vücutta bulundukları organlar ve tedavi bakımından dikkat çekici yönler içerir. Eski tıp anlayışında önemli bir yeri bulunan ve Batı’da humoral patoloji, Doğu’da da ahlât-ı erbaa diye anılan teori, insan bedenindeki dört sıvının dengede olmasıyla bedenin de sıhhatte olacağı esasına dayanır.
Eserinde bu teoriyi çok iyi bildiğini gösteren Fuzûlî, bu teorideki dört sıvıdan ikisini insan bedeninde farklı yerlere oturtmuş, tedavide de karmaşık bir durum ortaya koymuştur. Bu durum, genel olarak teorinin yanlış işlendiğini göstermese de, hıltlar için seçilen organlar ve tedavide uygulanan perhizler, eserin hıltlar teorisi tablosuyla ve bir tıp eseriyle titizlikle karşılaştırılmasını gerekli kılmaktadır. Bu makalede bu eser, teori tablosu ve seçilen bir tıp eseriyle mukayese edilecektir.
Anahtar Kelimeler: Fuzûlî, Sıhhat u Maraz, Ahlât-I Erbaa, Mukayese, Teori Tablosu.
Abstract
The working of ahlât-ı erbaa in Sıhhat u Maraz Fuzuli’s Sıhhat u Maraz in his tract which there was exhibited his medical information, ahlât-ı erbaa is the dominant element humoral. This work striking aspects contains in terms of treatment and their organs of hılts in body. Has an important place in the old sense of medicine, in the West known as patoloji in the East as ahlât-ı erbaa this theory, in the human body forms the balance of four liquids will be based on the principle of the body is also
Mukaddime, sayı. 1, 2010 ISSN: 1309 – 6087 healthy. That theory in the his works very well know show Fuzûlî, in this theory two of the four fluids in the human body put in different places, in treatment revealed a complex situation. These situation in general it is not been on the wrong theory, for hılts selected organs and in the treatment applied diets makes necessary be compared carefully of work the theory charts and with a medicine book. In this article this work will be compared with the theory charts and a selected medicine book.
Keywords: Fuzûlî, Sıhhat u Maraz(Health and İllness), Ahlât-I Erbaa, Comparison, Theory Table.
Kurte
Li Hev Anîna Ahlat-i Erbaa di Sihhat û Maraz de
Di rîsala Sihhat û Maraz ku Fuzûlî agahîyên xwe yên tibbî radixîne de hêmana sereke axlat-i erbaa ye. Di vê berhemê de ji alîyê uzvên laş ku hilt di nav de ne û ji alî tedawîyê de tiştên balkêş hene. Teorîya ku di zanîna tibba kevn de xwedîyê cîyekî girîng bû û li Rojava wekî humoral patolojî, li Rojhilat jî wekî ahlat-i erbaa dihate nasîn li gorî vî asasî ava bûye, ku heke çar av di laşê însên de hevseng bin dê laş jî sihetxweş be. Fuzûlî, ku di berhema xwe de baş dide nîşandan ku baş bi vê teorîyê dizane, du avên ji van çar avan di laşê însen de di cîyên cihê de bi cî dike, di tedqawîyê de jî rewşeke tevlîhev radixîne. Ev rewş bi gelemperî nade nîşandan ku teorî şaş dişixule, perhîzên ku di tedawîyê de tên bikaranîn û uzwên ku ji bo hiltan hatîne hilbijartin, li ser mirov ferz dike ku behrem bi teorîya hiltan ve û bi berhemeke tibbê ve bête hevberkirin. Dê di vê meqalê de ev behrem bi tabloya teroîyê û bi berhemeke tibbê ve bête hevberkirin.
Peyvên Sereke: Fuzûlî, Sihhat û Maraz, Ahlat-İ Erbaa, Hevberkirin, Tabloya Teorîyê
چ ک یده
مطرح اخلات اربعه در صحث و مرض
در رسان ت اَو صذد يزض ک فض نٕی اطلاع اْی طثی خ دٕ اًَ شٌ داد اسد
ػ صُ رٕ آشکار اخلاط ارتؼ اسد. ا کراب، يشر مً اسد اس ػض اْی تذ ک خهظ اْ در ذ شٌٕ ي جٕذ اسد ج دٓ اْی جانة تزای دريا .ٌ ظَز ای ک در فکز
طثی لذ ىٌ جا یٌ ي ىٓ دارد در غزب ت ػ إُ رًْٕال پاذ نٕ ژٕی در شزق اخلاط
ارتؼ دا سَر يی ش دٕ يسر ذُ تز ا ت اٍُد اسد ک اگز چ آر يا غٌ ذ یٕ تذ ا سَا در
ي شٍا تاشذ تذ ىْ در صذد خ إ ذْ شذ. فض نٕی ک در کراتش شَا داد اسد ک ا ظَز را خ بٕ يی دا ذَ د ذا اس ا چ آر يا غٌ را در تذ ا سَا در جا اْی
ISSN: 1309 – 6087 Sıhhat u Maraz'da Ahlât-ı Erbaanın İşlenişi
يخرهف گذاشر در دريا کزد کٌ دال پ چٍ ذٍ در آ رٔد اسد. ا دال اگز چ يؼ لًٕا ت ػ مً آ رٔد شذ اشرثا شَا یًَ د ذْ نٔی ػض إْ یٌ ک تزای خهظ اْ
گش ذٌ يی ش ذَٕ پز شٍْ اْ یٌ ک اس ا شٌا در دريا اسرفاد يی ش ذَٕ ضز رٔی يی
ک ذُُ ک کراب تا جذ لٔ ظَز خهظ اْ تا کراتی طثی ت ا رْ اًو يما صٌ تش دٕ. در
ا يمان ا کراب، جذ لٔ ظَز کٌ کراب طة يما صٌ خ إ ذْ گزد ذٌ.
کلمات راهنما: فض نٕی ، صذد يزض، اخلاط ارتؼ ، يما صٌ ،ّ جذ لٔ ظَز .ٌّ
الملخص
جناول الاخلاط الاربعة فى " الصحة و المرض"
انؼ اُصز انذاس حً ف اطز دٔ حٍ " انصذح ان زًض" نهفض نٕ انر ػزض ف آٍ
ان ؼًه يٕاخ انطث حٍ الاخلاط الارتؼح. رٌٔض ذْا انؼ مً ج إ ةَ يث زٍج نلا رْ اًو
ي د ثٍ جٔ دٕ الاخلاط ف انجسى ي د ثٍ انؼلاج . ان ظُز حٌ كا دَ ذذرم يكا حَ
ي حًٓ ف ف ىٓ انطة انساتك كا دَ ذس ىً انثاث نٕ جٕ اٍ انخهط حٍ ف انغزب الاخلاط
الارتؼح ف انشزق ذسر ذُ ػهى فكز ا صذح انجسى يرؼهمح تصذح ذْ الاخلاط
الارتؼح انسائهح ف جسى الا سَا .ٌ ظٌ زٓ ف ػ مً انفض نٕ ا راسخ جذا ف ذْ ان ظُز حٌ. ف ضٌغ اث رُ ي انس إئم الارتؼح ف يكا يخرهف ف جسى الا سَا ذْا
كا سثثا نهرؼم ذٍ نهؼلاج. ػهى انزغى ي أ ذْا ان ضٕغ لا شٌ زٍ انى ا شزح ذْ ان ظُز حٌ غ زٍ صذ خٍ, ئغ ذْا ي انضز رٔج يمار حَ الاػضاء ان خًرارج نلاخلاط انذ اًٍخ انر ذطثك ف الاد حٌٔ تجذا لٔ ظَز حٌ الاخلاط تؼ مً طث تؼ اُ حٌ . ف ذْ ان مًانح س رٍى يمار حَ ذْا انؼ مً تجذ لٔ ظَزي تؼ مً يخرار ف انطة.
الكلمات الاساسية : فض نٕ , انصذح ان زًض , الاخلاط الارتؼح , ان مًا سٌح ,
انجذ لٔ ان ظُز حٌ
Mukaddime, sayı. 1, 2010 ISSN: 1309 – 6087
Giriş
Fuzûlî (Mehmed bin Süleyman ö.1556) çok yönlü bir âlim şair olup Arapça, Farsça ve Türkçe yazdığı eserleri incelendiğinde divanlarıyla mutasavvıf, Leylâ vü Mecnûn'uyla hikâyeci, Beng ü Bâde ve Sohbetü'l-Esmâr’ıyla siyasetçi ve botanikçi, Hadîkatü's-Süedâ'sıyla tarihçi, mektuplarıyla sosyolog, Rind ü Zâhid'iyle pedagog, Matlau'1-İtikâd ve Terceme-i Hadîs-i Erbaîn'iyle İslâm bilgini ve Sıhhat u Maraz(Hüsn ü Aşk)’ıyla da bir tabip kimliğiyle dikkati çeker (Ayan, 1997, s.115). Fuzûlî, Sıhhat u Maraz adlı eserinde zamanının tıp bilgilerini her yönüyle kavramış bir tabip kimliğiyle görünür.
Fuzûlî’nin bu eserinde eski tıp anlayışını belirleyen ahlât-ı erbaa teorisi hâkim olup bu teoride, insan bedenini oluşturan dört sıvı (kan, safrâ, sevdâ, balgam) dengede olunca bütün beden de sıhhatli olmaktadır. Tıpla daha ziyade teorik düzeyde ilgilendiği belli olan Fuzûlî’nin tıp bilgilerinin, tıbbın bizzat içinde olan bir tabiple birebir aynı olmayacağı ve edebî, alegorik yönler içereceği tabiîdir. Nitekim bir aşk hikâyesinin anlatıldığı Sıhhat u Maraz’da tıp terim ve bilgileri kullanılarak alegorik bir anlatım sergilenmiş, bazı pratikler farklı anlaşılabilecek şekilde verilmiştir. Meselâ, eserde “akl”ın tedbiriyle uygulanan perhiz tedavisinde tatlar dolaylı biçimde verilmiş, bu da tadın türünü belirlemede müphemiyete yol açmıştır.
Yine, tedavide musikî aletlerinin ilintilendiği hıltlarla ilgili de müphemiyet sözkonusudur. Bunlar, ahlât-ı erbaa teorisinin tüm yönleri ve özellikleriyle bilinmesini gerektirmektedir.
Şüphesiz ki Fuzûlî her şeyi yerli yerinde kullanabilecek kadar tıp bilgisi ve donanımına sahiptir. Fakat hıltların yerleştirildiği organlar ve tedavideki karmaşık durum, teori tablosunu ve seçilen örnek bir tıp eserini titizlikle incelemeyi, sonra da eseri onlarla karşılaştırmayı gerekli kılmaktadır. Sıhhat u Maraz’a göre, “ruh adlı temiz kişi, padişahlığı -birbirine karışarak vücuda sebep olduklarından ahlât-ı erbaa adıyla anılan- kan, safrâ, sevdâ, balgam adlı dört kardeşe verilen insanlık âlemine ayak bastığında beden adlı bir diyar görmüş, ona âşık olup evlenmiş ve sıhhat adlı bir çocuk doğmuştur.
Ruh, beden ve sıhhati yanına alıp memleketi teftişe çıktığında işlerini ümid, korku, mahabbet, adavet, ferah ve gam adlı altı memurun yaptığı gönül şehrine gelmiş, çok beğendiği ümîd, ferah ve mahabbeti yanına alıp sevmediği adavet, korku ve gamı ise kovmuş, onlar da oradan kinle ayrılmışlardır. Ruh, kan, safrâ, sevdâ ve balgamı meclisine çağırıp sevdâyı başa, safrâyı öde, kanı karaciğere, balgamı da akciğere oturtmuş, ancak daha sonra bu hıltlar sürekli şarap içip böbürlendiklerinden ruhun hatırı bozularak onları azarlamıştır. Gönül şehrinden sürülen adavet, korku ve gam ise bu fırsatı değerlendirip
ISSN: 1309 – 6087 Sıhhat u Maraz'da Ahlât-ı Erbaanın İşlenişi sıhhatin saltanatını yıkmaya and içmişlerdir.”
Bu özette hıltlardan balgam ve kan, humoral patoloji teorisi tablosuna göre vücutta farklı organlarda bulunmaktadır. Biz, yaptığımız mukayesede öncelikle aşağıdaki humoral patoloji teorisi tablosunu esas aldık. Sıhhat u Maraz’da, aşağıdaki teori tablosuna göre beyinde olması gereken balgam akciğerde, kalp veya akciğerde olması gereken kan da karaciğerdedir.
1 Teori tablosunda ve eski tıp kitaplarında balgamın organı dimağ (beyin), kanın organı da kalp- akciğer-damarlar olarak gösterilmiştir.
2 Günümüzde de Sıhhat u Maraz’daki oturtmaya göre tanımların yapıldığı görülmektedir.
3 Ayrıca, eserin tedavi kısmında da görüleceği üzere, hıltların özelliklerine göre belirlenen perhizde yiyecek-içeceklerden ikisi, ilgili oldukları hıltlara uygun düşmemektedir. Bunu da yine teori tablosuna göre belirliyoruz.
Eski tıp anlayışını bu teori tablosu belirlediğine göre, başka bir tabloyu esas almayacağımız tabiidir. Öyleyse bu farklar neden doğmaktadır? Bu ayrı bir çalışma konusu olup çalışmamızın sınırlarını aşmaktadır. Eserde hıltların baskınlığını azaltmaya yönelik uygulanan perhizde, o hıltın renk, tat vb. özelliklerini taşıyan şeylerden kaçınma olmaktadır. Tat özelliği ekşi olan sevdânın baskınlığını gidermek için zeytinden perhiz edilmiştir. Zeytin tuzlu mudur, ekşi midir? Tuz, sevdâyı kesip dışarı attığından, artmış olan sevdâyı azaltmak için tuzludan perhiz edilemez, bilakis tuzlu yenir. Sevdânın da tadı ekşi olduğuna göre zeytin ekşiyi ifade etmektedir. Bu durumda ekşiden kaçınılarak baskınlık giderilmiştir.
Tadı tatlı olan kanın baskınlığını gidermek için de içki vb.den perhiz ettirilmiştir. Bu durumda içki vb.nin tadı tatlı olmakta, ama bu da muğlâk görünerek, içkinin tadının ekşi veya acı da olabileceğini düşünmeye sebep olmaktadır. Bilindiği üzere, kaynayan kanı düşürmek için ekşi vb.yenilir, tatlıdan da
1 Bu çalışmada Sıhhat Maraz’ın Hüseyin Ayan tarafından hazırlanan metni esas alınmıştır. (Fuzûlî'nin Hüsn ü Aşk (Sıhhat u Maraz)'ı, Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 1.sayı 1994/ ss. 3-12 ve 3.sayı 1997/ ss. 115-116, Konya).
2 Eski tıp kitaplarında balgam genellikle dimağ (beyin) da bulunur. Sıhhat u Maraz da dahil bazılarında ise yeri akciğer (öyken) olarak gösterilir. Bu iki duruma iki örnek verelim. Dimağ: “yencezibü’s-safrâu ile’l-merâreti ve’s-sevdâu ile’t-tıhâli ve’l-balgamu ile’d-dimâgi ve’d-demü ile’l-urûki…”(Hüseyn bin İshâk Kitâbu menbau’l-hayât fi’t-tıbb, yk. 2b, Milli Kütb. 45 Hk 1790/2). Akciğer: “…rie ya’ni öykeni halk eyledi ki ol zebed-i ebyazı(balgam) kendüye ahz u celb eyleye…”(Hasan Efendi, Ta'dîl-i Emzice, yk.6a, Milli Kütb. 06 Mil Yz A 3294/2).
3 Vücutta balgamın yerinin akciğer olarak gösterilmesine bir örnek: “Su tabiatlıların hastalık organı tabiatı yaş-soğuk olan midedir. Balgam mideye baskı yapıp akciğerlere sıçradığında diz ve belde ağrılar, solunum yollarında sıkışma ve idrarda beyazımsı görünüm olup vücudu balgam istila eder. Balgamın vücuttaki yeri akciğerlerdir. Balgam mideyi sıkıştırdığında sindirim sistemi bozukluğu, salgılardaki bozulmalar, öksürüklü hastalıklar, bağırsak ülseri, boğaz hastalıkları ve akciğer kanseri gibi hastalıklar çıkar” sakınılır.
Tat özelliği tuzlu olan balgamın baskınlığını gidermek için ham şarap vb.den perhiz ettirilmiştir. Balgamın tadı tuzlu olduğuna göre, kaçınılan ham şarabın da tuzlu olması gerekir. Oysa ham şarabın tadı bildiğimiz kadarıyla acıdır. Acıdan da daha çok safrâyı düşürmek için kaçınılır. Ayrıca acının, balgamı zayıflatma özelliği de vardır. Tat özelliği acı olan safrânın baskınlığını gidermek için de tatlı olan şekerden perhiz ettirilmiştir. Bunda da bir muğlâklık olup, baskınlığının giderilmesi için safrânın tadı olan acı vb. şeylerden sakınılması gerekirdi.
(http://www.lokmantaha.com/default.asp?Sayfa=icerik&ID=407)
Mukaddime, sayı. 1, 2010 ISSN: 1309 – 6087
Sonuç olarak, Fuzûlî’nin konuya gereğince vâkıf olduğunu kabul etmekle beraber, bilhassa tedavideki muğlâklıkları göz önünde tutarak eseri teori tablosu ve bir tıp eseriyle mukayese etmek gerekmektedir. Bu arada ihtiyatı elden bırakmayarak, o dönemin tıp bilgi ve anlayışının bu teori tablosuyla birebir örtüşmeyebileceğini de düşünüyoruz. Ahlât-ı erbaa teorisinde tedavi, hıltların fiziki özelliklerinin zıddı ilaçlarla yapılmakta ve böylece dört hılttan üstün gelerek dengeyi bozanın üstünlüğü kırılmaktadır.
Bu eserde uygulanan perhizde renk, tat, koku, musiki makamı vb. özellikler dikkate alınıp bunlarla ilgili görülen şeylerden perhiz ettirilmiştir. Yani hıltların özelliğini taşıyıp onları artıran şeylerden kaçınılmıştır. Sıhhat u Maraz, ahlât-ı erbaanın işlenişince teorisi tablosu ve bir tıp eseriyle karşılaştırıldığında bazı farklar görülmektedir. Genel olarak teoriye uyan eserde, iki hıltın organı farklı olup, tedavide de tatmada safrâ ve balgamda bir uyumsuzluk vardır.
Ahlât-ı Erbaa
Antikçağ ve ortaçağda insanın biyolojik, ahlâkî ve psikolojik fonksiyonlarını etkilediği kabul edilen, insan bedenindeki kan, safrâ, sevdâ ve balgama dört sıvı unsur anlamında ahlât-ı erbaa denilmektedir. Sağlık ve hastalık bu dört sıvının insan bedeninde dengede olup olmamasından ortaya çıkmaktadır.
Eski Mısır’a kadar giden bu teoride Mısırlı hekimlerin hastalığın sebebi olarak bünyedeki bu dört sıvının kirlenmesini görerek tedavide kirli sıvıların boşaltılması yoluna gittikleri görülmektedir (Demirhan, 1989, s. 24). Phythagoras'a göre doğaya dört ana yön (kuzey, güney, doğu, batı), dört unsur(ateş, hava, su, toprak) ve bunların dört fiziksel özelliği (sıcaklık, soğukluk, yaşlık, kuruluk) gibi dörtlü ritim hâkimdir.
Sicilyalı Empedokles (492-432) bu görüşlerden etkilenerek evrenin ateş (kuru-sıcak), hava (yaş-sıcak), su (yaş-soğuk), toprak (kuru-soğuk) şeklinde esas ve tali derecede birbirine zıt dört temel öğeden oluştuğunu öne sürmüştür. Empedokles'in bu teorisinin Hippokrates tarafından benimsenip insan bedenine uygulanması sonucu humoral patoloji teorisi ortaya çıkmıştır (Bayat, 2003, s. 98-104). Bu anlayışta insan bedeni dört unsurdan oluşan bir yapı olmaktadır.
ISSN: 1309 – 6087 Sıhhat u Maraz'da Ahlât-ı Erbaanın İşlenişi
Antik Yunan ve Roma tabipleriyle filozoflarınca geliştirilip 20.yüzyıl başlarına kadar Avrupalı doktorlarca da benimsenen humoral patoloji teorisinde vücuttaki dört sıvı bileşik kaplar gibi denge içinde olup birinin artması veya azalmasıyla vücutta hastalık ortaya çıkar. İnsan bedenindeki hastalıklar da bu dört sıvıya göre oluşmaktadır.
Sevdâ, aklî ve psikolojik rahatsızlıklara yol açmakta, kan hastalıkları kanın azalıp artmasından ortaya çıkmakta, karaciğer-öddeki safrânın çokluğundan karaciğer ve böbrek hastalıkları çıkmakta, balgamın dengesizliği de istiska (karında su toplaması) vb. hastalıklara yol açmaktadır. İlkbaharda kan, yazda safrâ, sonbaharda sevdâ, kışta da balgam harekete geçmektedir.
Bu sıvıların insanların karakterlerini de etkilediğinin düşünülmesi safrâvî (colérique), sevdâvî (mélancolique), demevî (saanguin), balgamî (flegmatique) şeklinde psikolojik tiplemelere ve mahrûr (kan sıcak tabiatlı), mebrûd (safrâ soğuk tabiatlı), yâbis (sevdâ kuru tabiatlı), mertûb (balgam yaş tabiatlı) şeklinde dört niteliğe dayalı karakter tasniflerine yol açmıştır.
Galen’le birlikte etkisini sürdüren, daha sonra İslam dünyasında da yayılan bu teori 16.yüzyılda fizyoloji ve biyokimya gibi ilimlerin gelişmesiyle etkisini tekrar göstermiş, 20.yüzyıl başlarında da hormonların keşfi ve bağışıklık fikrinin gelişmesiyle daha da önem kazanmıştır. Bugün de modern tıpta kan ve safrâ kirliliğinin bazı hastalıklara sebep olduğu bilinerek tedavisi için kan aldırma, safrâ boşaltma ve müshil verme yollarına başvurulmaktadır (Demirhan, 1989, s.24).
Doğu ve Batı tıbbında 2500 sene yürürlükte kalmış olan bu teori günümüzde de halk tıbbında yaşamaktadır. Antik Yunan tıbbında humoral patoloji, İslam tıbbında ise ahlât-ı erbaa denilen bu teori, İbn-i Sina (980-1037)'nın El-Kânûn fi't-tıbb adlı eserinde hissî ve zihnî durumlarla tavır ve rüyalar da eklenerek genişletilmiştir. İslam tıp teorisinde ahlât-ı erbaa teorisinin genel unsurları aşağıdaki çizelgede gösterilmiştir
|
Dört Unsur
|
Hava
|
Ateş
|
Toprak
|
Su
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sıcakkanlı
|
Öfkeli
|
İçine kapanık
|
Soğukkanlı
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Irak Bûselik Zengûle
|
Hüseynî Uşşâk Nevrûz
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Sıhhat u Maraz (Hüsn ü Aşk)
Sıhhat, hastalık ve tedavi olmak üzere tıbbın üç bölümde ele alındığı Fuzûlî’nin Sıhhat u Maraz’ının birinci bölümünde sıhhat (hüsn), ikinci bölümünde maraz (hastalık) ve üçüncü bölümünde de tedavi anlatılmıştır. Eserin bir özeti aşağıda verilmiştir:
“Ceberût âleminde doğup lâhût âlemini yer edinmiş olan Rûh adlı temiz yaratılışlı kişi bir gün dolaşmak arzusuyla nâsût (insanlık) âlemine ayak bastığında yedi iklimin yedi endamından ibaret olduğu Beden adlı bir diyar görür. Bu nâsût ülkesinin padişahlığı, birbirine benzemeyen, fakat uyumlu olan Kan, Safrâ, Balgam, Sevdâ adlı dört kardeşe verilmiştir. Bunların birbirlerini sevmedeki adı erkân, benzemezlikteki adı da azdâddır. Birbirlerine karışmalarıyla vücûda sebep olduklarından ahlât-ı erbaa meydana gelmiştir.
Bu dört işbilir kardeşin çalışmalarıyla beden ülkesinde akan acı, ekşi, tatlı, tuzlu dört nehir sayesinde Beden mülkü mâmur olmuştur. Bu dört nehrin kuruluk, yaşlık, sıcaklık, soğukluk adlı dört tabiatı Mizac adlı kızın idaresine verilmiştir. Rûh, Beden diyarını görünce çok beğenerek Mizaca gönül verir.
Rûh ile Beden'in evlenmelerinden Sıhhat adlı çocuk doğar. Rûh, eşi Mizâc'ı ve oğlu Sıhhat'i yanına alıp memleketi teftişe çıkar. İlk uğrak yeri, on mahallesi ve işlerine bakan kulak, göz, burun, damak, dokunma, ortam duyu, hayal, kullanma, vehim, bellek adlı on memuru bulunan Dimağ kalesi olup burada işlerin iyi gittiğini görünce aferinler ederek Ciğer şehrine geçer. Hizmetlerini gâdiye, nâmiye, müvellide, musavvire, câzibe, mâsike, hâzıma, dâfia adlı sekiz memurun yaptığı Ciğer şehrinin teftişinden sonra Gönül şehrine geçer.
İşlerini ümid, korku, mahabbet, adâvet, ferah ve gam adlı altı memurun yaptığı Gönül şehrini çok beğenerek bunlardan çok sevdiği Ümîd, Ferah ve Mahabbeti yanına çağırıp, sevmediği Adâvet, Korku ve Gamı ise yanından kovar. Bu üç bozguncu da Rûh ve ailesinin yanından büyük bir kinle giderler. Rûh ise yeyip içip, çalıp söyleyip Beden ülkesinde eğlenir, oraların sanatkârları olan Sevdâyı dalağa, Kanı karaciğere, Balgamı akciğere, Safrâyı öde oturtur. Sürekli şarap içmekten hıltların başı kızışıp böbürlenmeye başlayınca Rûh'un hatırı bozulup onları azarlar.
Gönül şehrinden sürülen Adâvet, Korku ve Gam toplanıp kovulmalarına sebep gördükleri Sıhhatin saltanatına son vermeye and içerler. Adâvet, yandaşları olan yalan, kin ve hasede; Korku, yandaşları olan şaşkınlık, dehşet ve sıkıntıya; Gam da, mihnet, mahrumiyet ve hasrete haber gönderip yardım ister. Bu üç bozguncu adamlarıyla Gönül şehrinin kapısına dayanıp mahalleyi ayağa kaldırırlar. Gam etrafı kuşatınca Rûh, Gönül şehrinin kapılarını sıkıca kapatıp Allah'a tevekkül ederek korunmaya çalışır. Rûh'un dostları toplanıp tedbir düşünürler ve Ferah Hüsn adlı, Mahabbet Aşk adlı, Ümid ise Akl adlı bir dostu olduğunu söyleyerek yardım için onları çağırmayı teklif ederler.
Rûh, Sıhhatle kalarak Gönül şehrinin kapılarını gizlice açıp Ferah, Mahabbet ve Ümidin ellerine özel mektuplar vererek belirttikleri yönlere gönderir. Ferah, Hüsne, Mahabbet Aşka, Ümîd de Akla giderek yardım ister. İlk ikisi gelmezse de Akl gelir ve Ahlâkı toplayarak Gönül şehrini saran Gam askerlerini yenip Beden ülkesini kurtarır.
Havf ve Gam yakalansa da Adâvet kaçıp gizlenir, fitneler çıkarmaya karar verir, Rûh ile Sıhhatin düşmanlarından Maraz ile bir yolunu bulup tanışır. Maraz, Adâveti teselli ederek “Sen bu işi bana bırak, ten diyarına çekilenlerden en heveslisinin adını ver, bu bana yeter” der ve ondan Gıdâ cevabını alınca da işe koyulur. Gıdâdan, Rûhun memurları haberdar olmadan gizlice Beden diyarına sokulmasını ister. Bir yolunu bulup Gıda vasıtasıyla Beden diyarına girip Sevdâ'nın dairesine ulaşır. Sevdâ, Maraz’la öbür hıltlara üstün gelince Sıhhat, Maraz’ın başağrısıyla Beden diyarını sarstığını öğrenip azıtan Sevdâ'yı Rûh'a arzedince durum Akl’a bildirilir ve Akl, Perhîz'i hazırlayıp Beş Duyu kapılarına dikerek Tatma'yı zeytin vb.den, Kulağı kanun sesinden, Göz'ü anberden, Koklama'yı kâfûrdan korumasını emreder.
Akl, Sevdâ'yı bu tedbirle altedip bir yandan da Kan’ı terbiye ile uğraşır. Maraz, Sevdâ'nın zayıflayıp Kan’ın kaynadığını görünce ona koşarak bozgunculuk yapınca Sıhhat sıtmanın öncülüğünde zararın oluştuğunu anlayarak Akl'ın tedbiriyle Perhîz Tatma'yı içki vb.den, Göz’ü: doygun gülden, Koklama'yı taze sebzelerden, Kulağı neşe veren uddan korur.
Böylece Kan'da takat kalmayınca Maraz, Balgam’ın hizmetine koşar ve Balgam istiskâ ile taşkınlığa girişir. Sıhhat, Akl'a başvurup onun tedbiriyle Perhiz, Tatma'yı ham şarap vb.den, Kulağı üç telli tanburdan, Gözü inci görmekten ve Koklama'yı nilüfer kokusundan koruyarak Balgam altolunca Maraz, Safra’nın hizmetine koşup kötülük için yardım ister. Safra söz verip hemen işe girişerek Sarılık'ı Maraz askerlerine başbuğ yapınca Sıhhat yine Akl'dan yardım isteyip onun tedbiriyle Perhiz, Tatma'yı şekerden, Kulağı kemençeden, Göz'ü saf altından, Koklama'yı taze gülden koruyarak Safra’ya üstün gelip böylece Maraz, Beden ülkesinden kaçsa da çocuğu Zaaf’ın yardım ve kışkırtmasıyla bundan vazgeçer.
Rûh’tan incinen hıltlar bu fırsatı kaçırmayıp Maraz’la birleşerek topluca Sıhhat'in üzerine hücum etmeye hazırlanırlar. Akl bu kez Havf ve Gam'a sahip çıkarak bir köşeye çekilir ve çaresiz kalan Sıhhat tek başına Maraz’ın karşısına dikilir ve bunu öğrenen Sıhhat'in anası Mizâc'ın hıltlarla geçmişte dostluğu olduğundan onlara vefasızlık etmemelerini söylemesi üzerine onlar utanıp Sıhhat’la elele verince Maraz kaçıp oğlu Zaaf kalır. Rûh şükrederek Akl'ı çağırıp gönlünü aldıktan sonra tedbirleri tamamlamasını ister. Akl, Beden mülkünde Gıdâ'nın yardımıyla Zaaf’ın tekrar güçlenmemesi için Perhiz’in Duyu kapılarında Beden'i koruması gerektiğini söyler.
Rûh, yüce mertebelere ulaşır ve eski dostları onunla ülfet edemediğinden yalnız vakit geçirir. Daha önce Hüsn'e gönderilip utancından geri dönmeyerek Hüsn'ün yanında kalan Ferah, Hüsn’le birlikte Beden diyarına gelirler. Hüsn, Beden diyarını beğenip kısa sürede Rûh'a nüfuz eder ve Rûh güzelken daha da güzel olur. Tam bu sırada Aşk'ın yanından ayrılıp Rûh'a gelen Mahabbet, Rûh'u bu güzellikte görünce hemen Aşk'a dönüp durumu anlatır. Aşk da Hüsn'ün çekiciliğiyle Beden diyarına ulaşıp Rûh'a boyun eğerek emrine girer ve Hüsn'ün Rûh'u iyice istilâ ettiğini görünce hemen Rûh'u överek o da ona nüfuz eder.
Rûh, Aşk'tan Hüsn'ü kendisine anlatmasını isteyince Aşk onun hâlâ gafil ve Hüsn ile tanışma denizine ulaşamadığını anlayıp ona Hüsn'ün makamının nasipsizlik olduğunu, onunla karşılaşmak için kişinin kendisinden ayrılması gerektiğini söyleyince Rûh ona bu söylediğinin tamamen yalan olduğu cevabını verir ve Aşk, Rûh'a isterse Hüsn'ü huzuruna getireceğini söyleyince Rûh heyecanla bunu ister. Aşk hakiki Saf Aynayı Rûh'un eline verip onu müşahede etemsini ister. Kendinden geçmiş olan Rûh ayna üzerindeki aksini başka şey zannedip aynadan ayrılamaz. Aşk ondan bu suretin düşmanların eline geçmemesi için bu levhi emaneten İdrâk'in hazinedarına vermesini ister.
Ruh aynayı her an müşahede etmek istediğinden buna razı olmasa da Hüsn'ün şeklini Hayâl'e resmettirdikten sonra aynayı mühürleyip hazinedara teslim eder. Rûh, bir süre Hayâl'in suretini müşahedeyle yetinirse de aslındaki huzuru bulamadığından Aşk'tan kendisini Hüsn'ün vuslatına sırdaş etmesini ister. Birlikte yola çıkıp Maşukluk Çölü'ne girerler ve birçok gariplik ve acayiplik içinde sırayla “Nazlı Ayak Ayası, Gönül Dinlendiren İncik, kıldan İnce Bel, Karın Kıvrımı Nehri ve ortasındaki Göbek, Sîne Sahrası, Bilek adlı iki itibarlı şehir, Çene Altı Konağı, Çene Çukuru adlı dipsiz kuyu, can besleyen Dudak, Dişler, Yanak Bahçesi, Kulak Tozu, Büyüleyici Göz, Kaş Kemeri, Alın sahrası, karanlık Kâkül diyarı ve Boy Mumu” nu seyrederler,
Rûh müteessir olup Aşk'a çıkışarak beni oyalayıp dolaştırıp durdun, hala Hüsn'ün göründüğü yere varamadık deyince Aşk “Ey olup bitenden gafil ve nasipsiz, senin dolaştığın mevkilerin hepsi Hüsn'ün dinlenme yerleriydi. Senin görme yeteneğin olmadığından Hüsn'ün ne olduğunu anlayamadın. Eğer Hüsn'ü gerçekten bulmayı istiyorsan gözlerine Tanıma Sürmesi çekmelisin. Ama onun madeni sadece âşıklık ülkesinde bulunduğundan o mülkün etrafında dolaşmalısın" der ve böylece sevgilinin ülkesinden Âşıklık Diyârına giderler ve sırayla “Melâlet Bostanı, Tutkunluk Belâsı Şehri, Acz Çölü, Hayret, Hırmân, Ümitsizlik”e uğrayarak sonunda tekrar Beden diyarına gelirler.
Rûh, Gönül şehrinin viran, Duyu askerlerinin perişan olduğunu, Sevdâ’nın ateşle yakılıp Ciğer’in dimağının yandığını, Kan’ın gözyaşıyla karıştığını, Safrâ’nın sarardığını, Balgam’ın sertleşip üşüdüğünü, beden direklerinin bozulup tabiatın dağıldığını, Zaaf’ın güçlendiğini, Sıhhat’in de sarsıldığını görür. Rûh bu durumu görerek Aşk’a sitem edip “ben mülkümde mutlu bir hükümdarken beni kandırıp Maşukluk ve Âşıklık diyarlarında dolaştırıp durdun ve ülkemi bu hale getirdin” deyince Aşk, Rûh’a “bu durum senin beceriksizliğindendir, İdrâk’in hazinedarına verdiğin Safâ aynasına bir bak” diye karşılık verince Rûh aynaya bakar ve kendisini çok zayıf ve güçsüz birisi olarak görüp bunun sebebini Aşk’tan sorunca o: “Ey Rûh, bu elindeki Safâ aynasının yüzü, görüntüde kalanlar yansımadır.
Önceki ve şimdiki gördüğün suret hep Sen’sin. İlkinde Sen, Sen’den gafil olduğundan zatını araştırmak için Aşıklık ve Maşukluk vadilerini dolaşıp kendine ulaştın. Aşıklığın göründüğü yer ve Maşukluğa süs veren senden başkası değildi. Ancak, bu kavrayış Tanıma Sürmesine bağlıdır. Sürme, Rûh’un gözünü açtı ve bundan sonra aynanın aracılığına gerek kalmayıp Rûh, suret ve manada ihtiyaçsız Cebrail ile beraber halvete çekildi. Akl’dan yardım istemekten kurtulmuş, Duyulardan ve Tabiattan ilgisini kesmiş olarak ne Hüsn’den naz gördü, ne Aşk’tan yalvarma işitti. Rûh bu makamda asıl menziline ulaşmış olup kendini kendine getirdi. Maşukluk ve Âşıklık bu halvetten dışarıda kaldı” der (Ayan, 1994, s.3-12).
Farsça mensur bir eser olan Fuzûlî’nin bu risalesi çok okunup istinsah edilmiş ve Meclis-i Vâlâ âzası Lebîb Efendi tarafından tercüme edilerek 1857´de basılmıştır. Ayrıca Abdülbaki Gölpınarlı tarafından Türkçe’ye (Gölpınarlı, 1940), Oskar Rescher tarfından da Almanca’ya (Rescher, 1979) çevrilmiştir.
Sıhhat u Maraz’da ahlât-ı erbaa ve unsurlarının işlenişi şöyle özetlenebilir:
1.Hıltların karşılığı olan dört unsurdan hava, ateş, toprak, su direkt olarak verilmemiştir.
2. Tabloda kan, safrâ, sevdâ, balgam şeklindeki sıra, eserde sevdâ, kan, balgam, safrâ şeklinde.
3. Tabloda tatlı, acı, ekşi tuzlu şeklindeki sıra, eserde acı, ekşi, tatlı, tuzlu şeklindedir.
4.Fiziki özellikler tabloda yaş-sıcak, kuru-sıcak, kuru-soğuk, yaş-soğuk şeklinde mürekkep iken, eserde kuruluk, yaşlık, sıcaklık, soğukluk şeklinde ve dolaylı biçimde geçmektedir.
5.Sevdânın meclise misk (siyah), kanın gül (kırmızı), balgamın beyaz, safrânın sarı renkli elbiseyle gelmesi teorinin renk özelliklerine uygundur.
6.Aynı mecliste sevdâ dalakta (tabloda dalak-mide), safrâ ödde (tabloda karaciğer-öd), kan karaciğerde (tabloda kalp-akciğer), balgam da akciğerde (tabloda beyin) oturmuş olup bu organlar parantez içinde verdiğimiz organlara göre sadece sevdâ ve safrâ için uygundur. Ayrıca sevdâ da muğlâk olup, Maraz’ın girdiği yer ve uygulanan tedavi usulünde sevdânın yeri baş gibi gözükmektedir. Balgamın bulunduğu organ ise beyin yerine akciğerdir. Aslında bu fark, marazın ortaya çıkmasına hıltlar arasındaki yanlış bir oturtmanın sebep olduğunu düşündürse de buna dair bir ipucu bulunmamaktadır.
Fuzûlî bu durumun okuyucu tarafından anlaşılmasını istemiş de olabilir. Beden ülkesindeki bozulma ilk olarak hıltların yerlerine oturtulduğu bu mecliste başlamıştır. Her biri kendisini beğenip üstünlük taslayınca Ruh çok kızmıştır.
7.Dört hıltın mecliste kendi karakterlerini tanıtması tabloya uygundur:
Sevdâ, hayâl cevherlerini dizen, Safrâ’ya göre deli divane, oturuşu kalkışı yavaş birisidir (içe kapanık). Safrâ, makamdan makama dolaşan, hayat askerlerinin kılavuzu, Kan’a göre her mizaçta acılı ve kötü, çabuk girip yavaş tedavi gören (öfkeli) birisidir. Safrâ’yı eleştiren Kan, yaşamayı sağlayan (sıcakkanlı) birisidir. En son söze giren Balgam ise övünüp duran, Kan kendisine muhtaç ve Vücûd da zaten kendisinden ibaret (soğukkanlı) birisidir.
8.Maraz’ın, Gıda vasıtasıyla hıltları kullanıp Beden diyarına girmek istediğinde önce sevdânın dairesine uğraması, sevdânın içine kapanık ve aldatılmaya daha uygun oluşuyla ilgili görünmektedir. Eserin bu bahsinde ahlât teorisinin karakter, fiziki özellik, mevsim (dolaylı), musiki ve tedavi şekliyle ilgili unsurlarının işlendiği görülmektedir. Sevdâ öbür hıltlara üstün gelince Akl’ın tedbiriyle, hıltların fiziki özelliklerine zıt ilaçlar verilmeye başlanmıştır. Sevdâ’ya ait özellikler sırayla: zeytin=ekşi/, anber=siyah/, kanun=buselik-zengule/, kâfur=keskinlik-sonbahardır. Kan’a ait özellikler içki vb=tatlı/, doygun gül=kırmızı/, taze sebzeler=ilkbahar/, ud=ısfahan-nevadır. Balgam’a ait özellikler ham şarap=acı/, üç telli tanbur=Hüseynî makamı/, inci=beyaz/, nilüfer=kış, sudur. Safrâ’ya ait özellikler şeker=tatlı, kemençe=rast makamı/, altın=sarı/, taze gül=yazdır. Sonuç olarak, Sıhhat u Maraz’da sıhhatli, güçlü, ancak hıltların gaflet ve zevk ü sefasıyla düzeni bozulan Rûh’un, kendi güzel zatını ancak zayıf ve arıklıkta anladığı mesajı verilmiştir.
Sıhhat u Maraz’da ahlât-ı erbaanın, esaslarına uygun biçimde işlenip işlenmediği bir tıp eserinden hareketle ortaya konulabileceğinden, 15.yüzyıl başlarında Cerrah Mes’ûd tarafından Farsçadan tercüme edilmiş bir tıp eseri olan Terceme-i Hulâsa-i Tıb ile eseri mukayese ederek aradaki uygunluk durumunu göstermek istiyoruz. Bu tıp eseri, Abbasîlerin beşinci halifesi Me’mûn’un vücudunda çıkan yaralar üzerine cerrahbaşı Şeyh Ebû Tâhir bin Muhammed-i Arabî tarafından Hulâsa fî-fenni’l-cirâha adıyla yazılmıştır. Cerrah Mes’ûd bu eserin Farsça-Pehlevîce karışık nüshasını görmüş ve daha iyi anlaşılması için 30 bölüm halinde Türkçeye çevirmiştir.
4 Ahlât-ı erbaanın birinci bapta anlatıldığı bu eserde ahlât, hastalıkların teşhis ve tedavisinde önemli yer tutmaktadır. Bu bapta Âdem’in 15 parçadan meydana getirildiği söylenip bu cüzlerin kan, safrâ, balgam, sevdâ, deri, sinir, damar, et, yağ, kas kemik, kıkırdak, tırnak ve kıl olduğu belirtilmiştir. İzaha göre, hekimler dört unsurun dört ahlâta karşılık geldiğini bilerek sıcak-yaş olan kanı sıcak-yaş olan havaya; sıcak-kuru olan safrâyı sıcak-kuru olan ateşe; soğuk-yaş olan balgamı soğuk-yaş olan suya; soğuk-kuru olan sevdâyı soğuk-kuru olan toprağa benzetmişlerdir.
Allah, bu dört erkânı sebep kılarak Âdem’i bir damla nutfeden yaratıp akıl ve ruhla da yükseltmiştir. Kan eksiltmeyle yapılan bir tedavi türü olan hacamat dört türlü olup, ilki sıcak-yaş olan kanın arttığı bahar gününde olup, ilaç ona göre verilmelidir. İkincisi sıcak-kuru olan safranın arttığı yaz gününde olup, ilaç ona göre verilmelidir. Üçüncüsü soğuk-kuru olan sevdanın arttığı güz mevsiminde olup, ilaç ona göre verilmelidir. Dördüncüsü de soğuk-yaş olan balgamın arttığı kış gününde olup, ilaç ona göre verilmelidir. Kan baskın olmanın alameti benzi kızıl, bedeni sıcak, kol damarı dolu ve tez atar, bevli de kızılımsı olmaktır. Safrâ baskın olmanın alameti buğday tenli, bedeni sıcak, ağzı acı, bevl rengi sarı ve kol damarı da dolu ve hızlı atar olmaktır. Balgam baskın olmanın alameti benzi ak ve semiz, bedeni ılık, kol damarı gevşek-zayıf, bevl rengi ak olmaktır. Sevdâ baskın olmanın alameti bedeni siyaha çalar, gövdesinde kıl uzun, bünyesi zayıf, bevli siyahımsı olmaktır. Buna göre, her organ her şahsın bedenine göre tedavi edilmelidir. Kuru ilaçlar için hangi eczanın sıcak, soğuk ve sıcak-kuru olduğu; çekici ilaçların ne ile ve hangi tabiatla çekici olduğu; yumuşatıcı ilaçların hangi tabiatla yumuşatıcı olduğu; bitirici ilaçların hangi tabiatla bitirici olduğu ve açıcı ilaçların da hangi tabiatla açıcı olduğu iyi bilinmelidir. Bütün bunlar teşhis edilip bahar, yaz, güz ve kış ilaçlarının ne olduğu iyice bilinerek tedavi ona göre yapılmalıdır. Şimdi de bu eserle Sıhhat u Maraz’ı ahlât-ı erbaa bakımından mukayese edelim:
1.Bu eserde hekimler dört unsurun dört hılta karşılık geldiğini bilerek teşhis ve tedavi uygulamaktadırlar. Yani hastalıklar kan-hava, safrâ-ateş, sevdâ-toprak, balgam-su ilişkileri kurularak tedavi edilmektedir. Âdem’in dört unsur sebep kılınarak bir damla nutfeden yaratılıp akıl ve ruhla yükseltilmesi de insan bedeninin tabiattaki dört unsura göre ayarlandığına işaret etmektedir. Sıhhat u Maraz’ın tedavi kısmı da yaklaşık bu yönde olup, hıltların teori tablosunda gösterilen 4 Cerrah Mes’ud, Tercüme-i Hulâsatü fi’t-tıb, Süleymaniye Kütüphanesi, Fatih, no. özelliklerinin zıddı yönünde perhiz uygulanmakta, ilaçlar da buna göre verilmektedir.
2. Eser, öncelikle bir tıp eseri olduğundan Sıhhat u Maraz gibi edebî ve alegorik anlatım taşımaz. Dolayısıyla direkt olarak teşhis, tedavi ve ilaçlar anlatılır. Hacamat yoluyla yapılan tedavi dört türlü olup sırayla, kanın arttığı ilkbaharda, safrânın arttığı yazda, sevdânın arttığı sonbaharda ve balgamın arttığı kışta yapılır; ilaçlar da bu mevsimlere göre verilir. Böylece, ahlât teorisinin mevsime göre uygulanan tedavi şekli anlatılmıştır. Bu mevsimsel tedavi, hıltların teori tablosundaki özelliklerine göre belirlenmektedir.
3. Sıhhat u Maraz’da sevdâ başa, safrâ öde, kan karaciğere, balgam da akciğere oturtulmuşken bu tıp eserinde dört hıltın bulunduğu organlar verilmemiş; ancak, dolaylı yönden teori tablosuna uygun olduğu gösterilmiştir.
4. Terceme-i Hulâsa-i Tıb’da insan bedeninde karakter, fiziki özellik, renk ve tat özellikleri dört hıltın baskın olma alametleri içinde verilmiştir: kan baskın olmanın alameti benzi kızıl, bedeni sıcak, kol damarı dolu ve tez atar, bevli de kızılımsı olmaktır. Safrâ baskın olmanın alameti buğday tenli, bedeni sıcak, ağzı acı, bevl rengi sarı ve kol damarı da dolu ve hızlı atar olmaktır. Balgam baskın olmanın alameti benzi ak ve semiz, bedeni ılık, kol damarı gevşek-zayıf, bevl rengi ak olmaktır. Sevdâ baskın olmanın alameti bedeni siyahımsı, gövdesinde kıl uzun, bünyesi zayıf, bevli siyahımsı olmaktır. Bu özellikler teori tablosuna uygundur. Sıhhat u Maraz’da ise, bu yöndeki ayrıntılar tedavi bahsinde verilmiş olup, safrâ ve balgamdaki perhizde tatlara göre bir uyumsuzluk görülmektedir.
5. Konuların bir cerrah tabibin gözüyle anlatıldığı Terceme-i Hulâsa-i Tıbb’a göre tedavi, ilaçların sıcak, soğuk, kuru, çekici, yumuşatıcı, bitirici, açıcı yönleri teşhis edilerek ve hangisinin bahar ilacı, yaz ilacı, güz ilacı ve kış ilacı olduğu iyice bilinerek yapılmalıdır. Tıp konularının alegorik üslupla işlendiği Sıhhat u Maraz’da ise tatma, görme, duyma, koklamaya yönelik perhiz uygulanmıştır.
İki eseri ahlât-ı erbaa teorisi tablosunu önümüze alarak mukayese edelim:
Sonuç
Fuzûlî’nin, ahlât-ı erbaa (humoral patoloji) teorisine göre yazdığı ve tıp bilgilerini sergileme imkânı bulduğu Farsça Sıhhat u Maraz risalesi, sıhhat, maraz ve tedavinin sebep ve vasıtalarını dört hıltın belirlediğini işlemekte olan bir eserdir. Hastalık ve sıhhat, hıltların tavırlarıyla ortaya çıkmakta veya sona ermektedir. Hıltların baskınlıkları ahlât-ı erbaa teorisine göre uygulanan tedaviyle denge içine sokulabilmektedir. Cerrah Mes’ûd’un Terceme-i Hulâsa-i Tıbb’ında ise bu durum bir cerrah tabip gözüyle, teşhis, tedavi ve mücerreb ilaçlarla ele alınıp anlatılmakta, edebî ve alegorik bir usluptan ziyade tıbbî bir dil kullanılmaktadır. İki eser arasında tıbbî ve alegorik olmanın yanında, sathîlik ve derinlik bakımından da fark bulunmaktadır. Sıhhat u Maraz tıp ilminden istifade edilerek ve tıp bilgileri sergilenerek, çok yönlü bir âlim şair tarafından yazılmışken, Terceme-i Hulâsa-i Tıb hazık bir cerrah tabip tarafından kaleme alınmıştır.
Sıhhat u Maraz’da dört hılttan balgam ve kanın, ahlât-ı erbaa teorisine göre farklı organlarda oturtuldukları görülmektedir. Tedavi konusunda da safrâ ve balgamda, tatlarına uygun düşmeyen bir perhiz uygulanmıştır. Bu farklar dışında, Sıhhat u Maraz ahlât-ı erbaa teorisine büyük ölçüde uygun biçimde yazılmıştır. Bununla birlikte, humoral patoloji teorisi tablosuyla Sıhhat u Maraz’ın birebir örtüşmeyebileceği, ayrıca o dönemin tıp anlayış ve usulüne de ayrıntı noktalarda uymayabileceği mukayese ile anlaşılmış olmaktadır. Ancak, hıltların kullanımıyla ilgili farklardan hangisinin doğru olduğu, balgamın beyin ya da akciğerde, kanın da karaciğer ya da kalpte bulunmasının mühim bir fark sayılıp sayılmayacağı da ayrıca incelenmesi gereken bir konudur.
Muhittin ELİAÇIK
Doç.Dr.Kırıkkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi.
Kaynakça
Gölpınarlı, A. (1940), Hüsn ü aşk=Sıhhat u Maraz, Muhammed b.
Süleyman el-Bağdadi Fuzuli, İÜ Tıp Tarihi Enstitüsü.
Bayat, A. H. (2003). Tıp tarihi (1.bs.). İzmir. (320 s.)
Erdemir, A. D. (1989). Ahlât-ı Erbaa. Diyanet İslam Ansiklopedisi, 2, 24.
Ayan, H. (1994). Sıhhat ü Maraz (sağlık ile hastalık) veya Hüsn ü Aşk (güzellik ile aşk), SÜ Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 1, 3-12.
Ayan H. (1997). Fuzûlî'nin Hüsn ü Aşk (Sıhhat u Maraz)'ı, SÜ Türkiyat Araştırmaları Dergisi, 3, 115-120.
Yıldırım, N. (2004/2005). XV. yüzyıla ait anonim bir cerrahnâme,
Cerrahi yöntemlerin kullanıldığı fasıllar, tıbbi terminoloji ile bitki, drog ve madde İsimleri, Yeni Tıp Tarihi Araştırmaları, 10-11, 325-433.
Rescher, O. (1979). Fuzuli Maraz u Sıhhat (N.H. Lugal, Çev.)
Osnabrück:Biblio Verlag.
Suveren, K.ve Uzel, İ. (1988). İlk Türkçe tıp yazmalarına genel bir
bakış, Tıp Tarihi Araştırmaları, 2.
Şeşen, R. (1993). Ortaçağ islam tıbbının kaynakları ve XV. yüzyılda
Türkçe'ye tercüme edilen tıp kitapları, Tıp Tarihi Araştırmaları 5.
http://tr.wikipedia.org/wiki/Geleneksel_Anadolu_Halk_Hekimliği
http://www.lokmantaha.com/default.asp