We have carefully reviewed the online casino industry to bring you the top casinos and online games.
 
  İnsan Tabiatı ve Genler...
 

 

    “Tabiat” konusu bilim adamları tarafından çözümlenmesi gereken bir bilim dalı olarak benimsenmiştir. Dünya bilimi önemli aşama kaydederek “İnsan Tabiatı” ya da başka bir deyimle “Gen” konusunu derinlemesine incelemeye alarak özellikle binlerce yıl öncesinden ortaya atılan ve adeta bir şifre haline gelen 4 rakamı üzerinde durmaktadır.

    İbn-i Sina’nın ortaya attığı tezde 4 rakamı “Ateş, Toprak, Hava ve Su” olarak analiz edilmesi ile genetik bilimindeki 4 rakamı “A,C,G,T” arasındaki benzerliklerin olması doğrusu düşündürücü  bir  konu.

 

    Günümüz biliminde, her canlı sistemin yaratılışında dört çeşit kimyevî molekülden (nükleotidten) kurulmuş, 'A,C,G,T' olarak bilinen sembolik bir lisan kullanılır. 4 rakamının bilimsel araştırmalarda da karşımıza çıkması bir tesadüf olmasa gerek. Kullanılan bu lisan, canlının temel modelini ve kalıbını belirleyen genetik programın şifrelenmesinde iş görür. Genom olarak isimlendirilen bu program kitapçığı, Kur'ân'ın tarif ettiği çerçeve içinde "İmam-ı Mübin" isimli kitabın bu âlemdeki bir numûnesidir. Çıplak gözle görünen ve görünmeyen; bütün canlı varlıkların hayata mazhar olabilmeleri ve hayatlarını devam ettirebilmeleri için hücrelerine yerleştirilmiş bu programın kodlanmasında kullanılan alfabe, genel cümle kurma kaideleri ve programın işleyişinin bir çok bakımdan bütün canlılarda aynı oluşu, hepsinin tek bir kudret elinden çıktığını gösterir.

 

    Bu ortak alfabe, bütün canlı sistemleri birbirine bağlayarak onların bir hayat ağı ve besin zinciri kurmasını da sağlar. Her canlının hususî bir plânla yaratılışı ve hayat ağındaki rolleri, bu program kullanılarak belirlenir.

 

    Canlının hayatı için bir kalıp vazifesi yapan ve onun metabolik reaksiyonları için bir çalışma programı teşkil eden genom (veya genlerin toplamı), hücrenin dışında izole edildiği takdirde, potansiyel olarak kendine yüklenmiş olan hususiyetlerini ortaya koyamaz. Yaratıcı'nın genlerin mahiyetine yerleştirdiği özellikler, ancak hücrenin içindeki sitoplâzma adını verdiğimiz ortamda tam olarak çalışabilmekte ve sadece maddî biyolojik karakterler olarak kendini gerçekleştirebilmektedir.

 

   Biyolojik karakterlerin ruh, kalp ve vicdan gibi mânevî özelliklerle münasebeti ise şu an için bizim meçhulümüzdür. Genetik program (genom) canlının her bir hücresinde bulunur. Ancak sadece cinsiyet hücrelerindeki genom nesilden nesile yavrulara aktarılır.

 

Genom Nedir?

 

    Canlı sistemlerin en temeldeki fonksiyonel birimi hücre olduğundan, bir organizmayı biyolojik açıdan, hücrelerin fizikokimyevi yapısı, işleyişi ve organizasyonu olarak görürsek, hücredeki bu fizikokimyevî özelliklerin ortaya çıkarılmasında kullanılan genetik talimatların hepsine genom denir. Bir başka ifadeyle her canlının hücrelerinin içine yerleştirilmiş genetik programa veya kütüphaneye genom adı verilmektedir.

 

    İnsanın tek bir döllenmiş yumurtadan gelişmesi, insan genomundaki bilgilere (programı taşıyan kütüphane) farklı hücre, doku ve organların meydana gelmesiyle mümkün olmaktadır. Her canlıdaki program Levh-i Mahfuz'un küçük bir modeli olduğu gibi, bu programın işleyişi, kullanılış biçimi ve deseni çok dinamik olduğundan, âdeta kudret kaleminin yaz boz tahtası hükmünde işleyen 'Levh-i Mahv ve İsbat' defteri olarak iş görmekte ve dolayısıyla sürekli olarak hayatın çeşitliliğini besleyecek dinamik ve kararlı bir değişime maruz kalmaktadır. Bu değişimi mümkün kılan genel değişim modelleri ve kalıpları her canlının genomunda şifrelenmiştir. Her programı o türe has bir kalıp içinde kılan özellikler olduğu gibi, aynı programı bütün canlılar dünyasıyla bağlantılı kılan ortak ve benzer özellikler de söz konusudur.

 

 Sonsuz kudret ve ilim sahibi Allah(cc)'ın canlıları yaratırken sadece bir perde olarak koyduğu maddî sebepleri (meselâ genetik programı) biraraya getirmekte ve işletmekte kullandığı kaide ve maddî prensipler ortak olduğu gibi, her hücrenin içine paketleyerek yerleştirdiği bu program kitapçıklarındaki bir çok cümle ve kelime de bütün canlılarda ortaktır. Ayrıca programlar içinde sonsuz sayıda çeşitlilik üretmede kullanılan moleküler makaslar, tutkal ve kopyalama sistemleri, tamir sistemi olarak çalışan biyokimyevî moleküller ve onların yapımında kullanılan bilgiler de bütün canlılarda ortaktır.

 

    Evrim teorisine inanan ateist ve materyalistlerin şaşırmasına ve bakışlarının yanlışa saplanmasına sebep olan bu ortaklık, Yaratıcı'nın birliğini, ilim ve kudretinin sonsuzluğunu ve dilediğini yaratmada hür ve tek tercih edici olduğunu gösterir. Genler, çok farklı gözüken canlıların programlarının benzer olan alt parçalarını ve cümlelerini değişik canlılara aktarma ve o canlılara yeni özellikler kazandırmada kullanılmaktadır. Bu evrensel alfabeyi ve cümle yapım kaidelerini de belli ölçüde çözen bilim adamları, çok farklı canlılar arasında istedikleri genleri, Allah'ın canlılar dünyasında işlettiği kurallara uygun olarak değiş tokuş yapabilmektedirler.

 

    Fakat kainatta mutlak determinizm yerine, Külli irade'nin tecellisini gösteren istatistikî ve şartlı determinizm olduğundan, bu gen nakillerinde ve yeni gen kombinasyonları üretmede birçok hatalı ve kusurlu sakat kombinasyonlar yanında, başarılı neticeler almak da ihtimal hesaplarına göre mümkün olmaktadır. Açarsak, tek bir deneyde sürekli doğru hedefi tutturamazsınız, çünkü moleküler seviyede ve kuantum seviyesinde belirsizlik prensibi geçerlidir. Ama ihtimal hesaplarını doğru yaparsanız ve bir anda değişik ihtimallleri deneyerek deneyi kurarsanız, bakterilerde başarılı şekilde gen nakli yapabilir, yeni rekombinant genler ve onları kullanarak çoğalıp gelişen yeni ve farklı özellik kazanmış bakteriler elde edebilirsiniz.

 

   Ancak bunu yapmak demek, bakteriden farklı bir canlı türüne geçmek veya yoktan yeni bir canlı yaratmak demek değildir. Neticede bakteri yine bakteridir, fakat yaratılıştan sahip olduğu genetik şifresinin potansiyeli çerçevesinde bazı yeni özellikler kazanmıştır. Nitekim bugün genom dizileri ve gen haritaları çok iyi bilinen bazı model organizmaları; belli proteinleri, ilâçları, kimyevî maddeleri sentez ettirmek icin fabrika olarak kullanabiliyoruz. Geleceğin büyük bir ekonomik gücünü ve endüstrilerin temelini, Allah'ın canlıları yaratırken sebebler plânında kullandığı mekânizmaları keşfeden ve bunları lâboratuar şartlarında kısmen tekrarlayabilen bilim adamlarının, son otuz yıldır ürettikleri bu bilgiler oluşturacaktır. Çok önemli bir husus ise bu bilgilerin çevreye zararsız yeşil teknolojiler için de çok gerekli olduğudur.

   

   Canlının genomunu teşkil eden DNA moleküllerini kitaba benzetirsek, bu kitaptaki harfleri A,T,G,C sembolleri ile gösterebiliriz. Her canlının genomu, çeşitli sayılardaki bu harflerin belli bir program içinde yazılmış toplamıdır. Meselâ insanda ve farede genomu teşkil eden harflerin sayısı yaklaşık üç milyar iken, bir bakteri türünde bu sayı yaklaşık dört-beş milyondur.

 

Gen sayıları da insanda ve hayvanlarda enteresan değişiklikler göstermektedir. İnsanda ve faredeki genomu oluşturan harf sayısı aynı olduğu gibi, tahmini gen sayısı da yakındır. Yuvarlak solucanların gen sayısı 19 bin'dir. Mayada 6 bin, tüberküloz mikrobunda ise 4 bin gen vardır. İnsan genomunun yüzde 97'sinin fonksiyonu bilinmiyor. Hattâ tam olarak kaç tane gen bulunduğu ve bunların fonksiyonları zaman içinde çözülebilecek.

  

 Son yıllara kadar insanda 100.000 gen olduğu düşünülürken, son yapılan çalışmaya göre ancak 30.000-35.000 gen olduğu tahmin edilmektedir. İnsan ve diğer canlılar arasındaki esas farklılık ise, alfabeyi yapan harflerin sayısından daha çok, bu alfabeyi sebep yaparak yazılan mânâlı cümleler ve bunların birbiriyle karşılıklı münasebetidir. Misâl verirsek; bir inşaat ustası, mimar ve inşaat mühendisi birlikte, aynı malzemeleri kullanarak, çok farklı mimarî özelliklere sahip binalar inşa edebilirler.

 

    Temsilde hata olmaz noktasından, kâinatın sahibi olan Allah (cc), sebepler perdesi olarak aynı alfabeyi ve belli sırada ve sayıdaki prensipleri kullanarak, sonsuz sayıda canlı çeşidini ( İnsan Tabiatları) yaratarak, kudretinin ve ilminin büyüklüğünü akıl sahibi olanlara göstermektedir.

 

     Bugün model organizmalar olarak adlandırdığımız E.coli (bakteri), Saccharomyces cerevisae (ekmek mayası) Drosophila melanogaster (meyve sineği), Caenorhabdilis elegans (yuvarlak kurt), Mus musculus (fare), Arabidopsis sp. (bir bitki) gibi canlıların genom haritaları çıkarılmış durumdadır. Bunun mânâsı, bu canlıların programları üzerinde küçük değişiklikler yapabileceğimiz ve onları birer mini fabrika olarak kullanabileceğimizdir. Bu canlıların programını teşkil eden bir çok cümle ve paragraf aynı olduğu için birbirleri arasında değiş-tokuş yapmak mümkün hâle gelmiştir.

 

   Ancak büyük değişiklikler ve programın bütünlüğü ile uyumsuz olan gen alış-veriş yapma çalışmaları hem başarısız olur, hem de ortaya bozuk, kusurlu ve yaşaması çok zor olan hilkat garibeleri çıkarmaktan başka bir işe yaramaz. Böcek veya solucanlarda yapılan çalışmalarla ortaya çıkan bir hilkat garibesini gözardı edebilirsiniz, fakat bir insan embriyonundaki kusurlu değişikliklerin mesuliyetinden kurtulamazsınız.

 

 Canlı sistemlerin hayatiyetini ve mükemmelliğini doğrudan ilgilendiren genomdaki harflerle yazılmış program, hassas işleyişi sebebiyle üzerindeki küçük oynamaları bile kaldıramamaktadır.

  

     Netice itibarıyla, dev hacimli, kompleks ve dinamik bir yapıya sahip genom sistemi, Allah'ın (cc), sonsuz ilim ve kudretinin bir göstergesi olarak önümüzde duruyor. Milyarlarca harfin kullanılarak yazıldığı bu müthiş kitaptaki programı görüp de onu Yazan'ı görmemek hiç mümkün olabilir mi?

 

  Teşhis ve Tedavinin dün’ü bugünü

 

    Bu gerçeklerden esinlenerek (Hastalığın teşhis ve tedavisinin organ tabiatı ile bağlantılı olduğu kanıtlanmasına rağmen) teknolojik açıdan gelişen bilimsel tıp yanlış uygulama içerisinde mi? Sorusu akıllara gelmektedir. Bugünkü tıp alanındaki gelişen teknoloji bu bilginlerin elinde olsaydı hiçbir hastalık sonuçsuz kalmazdı.

 

   Organ tabiatları bilinmeden yapılan teşhis ve tedavi, İbn-i Sina, Hipokrat gibi bilginlerin görüşlerine ters düşmektedir. Kimi zaman kesin ölür diye rapor verilen insan, ya doğal yöntemlerle ya da farkında olmadan tabiatına uygun gelen ilaçlarla şifa bulmaktadır. Nedeni ise organ tabiatına uygun ilacın bilinmesi ve doğru metot uygulanmasıdır.

 

     Ben şahsen teknolojik olarak gelişen bilimsel tıbba karşı değilim, sadece bilginlerin gösterdiği yöntemlerin uygulanmadığını söylüyorum. (yaklaşık 1000 yıl önce ilkel koşullarda İbn-i Sina’nın gerçekleştirdiği göz ameliyatı başarıyla sonuçlanmıştır.)


    Araştırmalar genel anlamda yüzyıllar öncesi uygulanan yöntemlerin günümüzde de başarılı olacağı yönünde. Böyle bir anlayış sizce ilkel değil mi diye sorabilirsiniz?

 

   “Bilgi ve bilginler asla eskimez.” Bugün dünyanın yuvarlak olduğunu red edebilir miyiz? Hayır, çünkü hala güncelliğini ve doğruluğunu kanıtlamaktadır.

 

    Günümüz dünyasında hala “organın tabiatına göre ilaç verilmesi” ilkesi ışığında tedavi görüp şifa bulan insanlar var. Özellikle Uzak Doğu halkı ve     Tibetliler bize göre ilkel sayılan yöntemlerle teşhis ve tedavi şeklini devam ettirmektedir. Bu gerçekten yola çıkarak elbette kafalarda soru işaretleri bırakmaktadır. Geçmişten günümüze ışık tutan bilginlerimizin insana ve insanlığa verdiği değer tartışılmaz gerçektir. İçinde yaşadığımız şu gün ne yazık ki bu değerler insanlık adına değil de rant uğruna yapılmakta şeklinde bir kuşku uyandırmaktadır. Belki de çok hassas bir konuya değiniyorum.

 

     Bilgelerin belirlediği yöntemlerin neredeyse rafa kaldırıldığını ve bunu rant sağlamak için mi yapıldığını merak ediyorum. İnsanın aklına böyle şeylerin gelmesi doğal. Yüzyıllar öncesinden ortaya atılan tezler hala güncelliğini koruyor ve başarı sağlanıyorsa ve de bu yöntemler uygulanmıyorsa elbette farklı düşünceler doğacaktır.

 

   Bilginlerin ortaya attığı tezlerin uygulanmamasından dolayı boşluklar olduğu izlenimi sezmemiz de doğal karşılanacaktır.

 

   İlim ve Bilim adına olumsuz düşünmek istememekle birlikte filozofların, alimlerin, bilginlerin titizlikle sürdürdükleri araştırmalar üniversitelerimizde neden bir kürsü haline gelmemiştir? Doğrusu merak konusu…

 

Teşhis, tedavi ve tanı’ya bilimsel bakış

 

   İnsan, organ ve ilaç tabiatı konusu yüzyıllar boyu yapılan araştırmalar ışığında tartışmasız bir bilim dalıdır. Son yıllarda gereksiz ve yanlış ilaç kullanımını engellemek için geliştirilen “Farmakogenetik analiz araştırması” bizim daha önce bahsettiğimiz organ ve ilaç tabiatının soğuk veya sıcak tabiatları ile aynı şeyi ifade etmektedir. Hastanın organ tabiatına göre ilaç verilmesinin gerektiğini günümüz tıbbı yüzlerce yıl sonra bu görüşü kabul etmektedir. İnsanın farmakogenetiği’nin (tabiatının) bilinmesi, tıp adına büyük bir kazanımdır.

 

    İnsan tabiatı konusuyla bağdaşan ve bu konuda çok önemli araştırmaları bulunan Dr. Nesrin Erçelen’in bulgularına göre, her yıl 2 milyondan fazla kişinin yanlış ilaç kullanımına bağlı, ilaçların ters reaksiyonları sonucu çeşitli zararlar gördüğünü, farmakogenetik analiziyle ilaçların vücuda ne kadar yararlı olduğunun tespit edilebildiğini ve başkasının hastalığını tedavi eden bir ilacın çoğu zaman aynı şikayet üzerine ilacı kullanan diğer kişiye bir faydasının olmayabileceğini kanıtlamıştır.

 

   Hastalıkların genetik testlerle belirlenebileceğini, İlaçların %70’inin genel olarak kişilere (tabiatlarına) göre yapıldığını, aynı oranla “DNA'ya bakarak hastalığın hangi dilimde yer aldığını belirleyebiliyor, ilacın yan etkilerinin olup olmadığı, verebileceği zararların önlenebileceği bu yöntemle belirlenmektedir.

    Günümüzde, genetik alanındaki bilgi-birikimin kişi ve toplum sağlığı yararına kullanılabilir hale geldiği bilinmektedir. Kişiye ait genetik yapının (tabiatının) ortaya konması, hastalıkların teşhisi, prognozu ( Hastalığın seyri) veya tedavi süreci gibi birçok alanda sayısız olumlu etkiye neden olmaktadır.

 

    İnsan Genetiği alanındaki ilerlemeler, tıp biliminde çeşitli genetik disiplinlerin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu disiplinlerden biri olan farmakogenetik, gün geçtikçe önemi artan ve tıp dünyasına katkıları değerli hale gelen bir alandır.
Farmakogenetik, bireye özgü (tabiatına) genetik-metabolik profilin ilaç kullanımı üzerindeki etkisini, değişik ilaçlara karşı cevabını ve bunlara bağlı olarak gelişebilecek toksisitenin nedenlerini inceleyen bir alandır.

 

ABD ve Avrupa’da, her sene etkin olamayan tedaviler için 100 milyar dolar harcandığı, 2 milyon kişinin görülen yan etkiler nedeni ile hastaneye kaldırıldığı, 1000’den fazla vakada önlenebilir ölümlerin ve 3 milyon vakada tıbbi hataların görüldüğü bilinmektedir. Medikal tedavi hastalık semptomlarını dikkate alarak belirlenmektedir. İlaç seçimi yapılırken hastanın genetik ve moleküler altyapısı ve verilen ilaçlarla ne şekilde etkileşeceği konusu çok önem kazanmaktadır.

 

    Farmakogenetik çalışmalar doğru ilacın seçimine (tabiatına) büyük ölçüde yardımcı olacaktır. Bireyin ilaçları metabolize etmesi bazı enzimlerin aktivitesine ve çevre şartlarına bağlı olarak belirlenir (fenotip). Bu enzimleri kodlayan genlerde meydana gelen mutasyon/polimorfizmler bu aktivitenin azalmasına veya artmasına neden olabilir ve dolayısıyla birey ilaçları yavaş veya hızlı metabolize eder duruma gelebilir. 

İbrahim Hakkari 

 

 

 

 

   

Eklenme Tarihi : 24.07.2007         Sayfa Gösterimi : 51493                  Sayfayi Yazdir  |  Geri Dön


Hastalıklar

Makaleler

İlginç Bitkiler

Bitki/Tıp Sözlüğü

 
We continuously review the various online casino that people come across with, ensuring that all the details are covered.
Aradığınız neyse sizi bekleyen de odur !      
Araştırmalarımız, sadece tanıtım ve bilgilendirme amaçlıdır. Ayrıca merkezimiz sağlık bakanlığı ilaç ve eczacılık genel müdürlüğünün 01 10 1985 tarih ve 5777 sayılı genelgesi doğrultusunda bitkisel drog izin belgesine haizdir.